My_Graduation_Cap_Toss_by_DarthxErik

Mezuniyet Durumu.

0

Son zamanlarda ne zaman bir hocamla karşılaşsam ya da bir arkadaşımı görsem “Mezuniyet durumunda mısın?” diye bir soru yöneliyor hemen bana. Evet, geçtiğimiz 3 senenin ardında “mezuniyet durumu”nda olduğuma inanmak gerçekten zor. Ben de farkındayım bu durumun. Ancak bazı hocalarım var ki kolay olanı seçip inanmamayı tercih ediyor. Elini omzuma atıp, seneye yine beraberiz değil mi diyor. Bunu yapan hocamın gerçekten seneye de birlikte olmamızı sağlayabilecek bir hoca olması ise içinde bulunduğum durumu iyice zorlaştırıyor.

Anlayacağınız 6 dersim ve 2 projem ile ‘vizeler biterse finaller başlar.‘ modundayım yine. Şu an önüme lisede yapılan anketlerden gelse ve bana “Boş zamanlarında neler yaparsın?” diye sorulsa ağlıyorum diyebilirim. Evet, hala ağlayacak vaktim var. Aslında kırk takla atarak mezun olmaya çalışmıyormuşum gibi bir de ehliyete niyetlenmeseydim ağlamak için daha fazla vaktim olabilirdi ancak niyet ettim bir kere. Birazdan  direksiyon dersine gideceğim hatta, bugün trafiğe çıkacakların özellikle dikkat etmeklerini tavsiye ediyorum. Dİreksiyon dersinden sonra da bitirme projemin görüşmesi var ve seneye de benimle beraber olmak isteyen hocam mezun olup olamayacağıma karar verecek. Mezun olamazsam bir dönemliğine de olsa okulu bırakmak gibi planlarım var aslında. Bu dönem okadar zorladım ki mezuniyeti, “olmuyorsa olmuyor kardeşim” deyip çekip gidesim var bir yerlere. Yeterince yaşlı olsaydım anılarımı topladığım bir kitap bile yazabilirdim bir sahil kasabasında. Onu da belki ilerde işimden falan atılınca yaparım belli mi olur.

Bu ihtimaller mezun olamazsam ihtimalleri tabii. Bir de mezun olursam ihtimalleri var ki akıllara zarar. Bu tezlerin ciltlenmesi sunulması ıdısı vıdısı lazım. Bi dünya tören var, onlara hazırlık lazım. Kep töreni var mesela. Elbise almak lazım, ayakkabı almak lazım; bilimum yakın akrabalar izlemeye gelecek neticede, şık olmak lazım. Cübbe giyilecek, kep takılacak; makyajı lazım, kuaförü lazım. Sonra balo var. Ona elbise ve ayakkabının yanında çanta da lazım mesela. Saç, makyaj da keza aynı. Alışverişi hiç sevmem, kuaförlerden de oldum olası nefret ederim mesela, şimdi bana eziyet de eziyet bunlar. O minik minik çantalardan almak lazım ki eğlenmeye gittiğimiz yere neden bu kadar rahatsız kıyafetler giyeriz onu da anlamış değilim zaten.

Off, içim daraldı yine. Mezun olmasam mı ne yapsam?

 

görsel; http://browse.deviantart.com/?q=cap%20ceremony&order=9&offset=0#/d2sau17

F__king_Computer_by_cubemb

Neden Mükemmel Değil.

6

Bir süredir hayatıma genel bir memnuniyetsizlik hali hakim. Hiçbir şey beni yeterince memnun etmiyor, sehven bile tatmin olamıyorum. Açıkçasını sebeplerini anlatmaya biraz çekiniyorum. Zira bunu okuduktan sonra sizin de gözünüz açılacak ve geceleri uykularınız kaçacak muhtemelen. Benim gibi tüm gününüzü kafanızı duvarlarak vurarak, “neden, neden, neden” diyerek geçirme ihtimaliniz dahi olabilir.

Bilgisayar başında geçirdiğim sürenin artması ile birlikte kafamın proje raporlarından çok başka şeylerle meşgul olma süresi de arttı doğal olarak. Bir insanın rapor yazmaktan daha ilgi çekici şeyleri olmalı yapacak, yoksa sonu iyi olmaz bence. Neyse neticeye gelecek olursam ne kadar çok bilgisayar kullanırsam o kadar çok sinirleniyorum alete. Hemen her tür işletim sistemini kısa ya da uzun süreli tecrübe etme şansım oldu. Çok bilgi sahibi olduğum söylenemez belki ama son kullanıcı tecrübesine sahibim. Şimdi düşünüyorum da ne kadar zor olabilir ki adam gibi bir işletim sistemi yazmak? Yazdığın işletim sisteminin kullanıcının adam gibi kullanabileceği bir işletim sistemi olması ne kadar zor olabilir?

Windows kullansam örneğin, mavi ekran ile akrabalık yaşamanın dışında bir çok dezavantajla karşı karşıya kalıyorum. Gereksiz sistem hataları, sıradan bir işlemi bile dolandıra dolandıra yapması vb. yanında özellikle adobe programlarını kullanırken bir kaplumbağaya bile yenilecek kadar hızlı olması gözlerimi yaşartıyor. Hızlı çalışmasının yolu var tabii de ben de bir süper bilgisayar yok ne yazık ki. Adobe denince Mac diyor insan, ben de farkındayım. Mac iyi güzel hoş, yalan olmasın şimdi. Onun da kendine göre sıkıntıları var ama, örneğin ben WoW oynayacak olsam ne olacak? Ya da mac uyumu olmayan bir oyun, bir program söz konusu olduğunda, ki bunlardan milyonlarca var? Bir de açık kaynak gibi bir şey söz konusu olduğunda insanın canı böyle arkasında neler döndüğünü bilmediği yazılımlar kullanmak istemiyor. Ne var ki linux tabanlı işletim sistemleri de yine bir çok programa uyum konusunda sınıfta kalıyor. Hepsinin kendi içinde iyi olduğu noktalar olduğu gibi hepsinin gerçekten yerin dibine girmesini gerektirecek problemleri de var.

Bir kullanıcı olarak baktığımda adam gibi çalışabilmem için tüm işletim sistemlerinin karması bir işletim sistemine ihtiyacım var denebilir. Böyle bir durum söz konusu olmadığına göre her 3 tür işletim sistemine de sahip olup her programı en iyi çalıştığı işletim sisteminde mi çalıştırmak gerekir? Bana pek mantıklı gelmedi. Ne kadar zor olabilir adam gibi bir işletim sistemi yazmak?

IMG_3617

Annem.

0

Hepimizin annesi bize göre dünyanın en güzel kadını, en iyi annesidir. Hepimiz onu herkesten çok severiz. Ben daha çok seviyorum demeyeceğim size, yalan olur. Ama ben de en az sizin kadar seviyorum diyeyim, aksi de yalan olur zira.

Benim annem öğretmen emeklisidir. Ben üniversiteye başlayana kadar da öğretmenlik yaptı. 1989 yılında Eylül ayında Bingöl’de kim bilir ne zorluklarla dünyaya getirdi beni. Kendi annesini daha yeni kaybetmişti üstelik. Bingöl’den sonra Aksaray’da aylarca 10dakikalık tenefüslerde eve koşup karnımı doyurdu. Anaokulunda okuldan kaçtığımda bile (evet, 6 yaşında okuldan kaçmıştım.) işini gücünü bırakıp beni buldu. İlkokulda Hatay Demir-Çelik Fabrikası’na yakın oturuyoruz diye tam 1 yıl hasta yattığımda hiç usanmadan başımda bekledi. Kendisi ile iddialaşıp 1 tencere makarnayı bitirdiğimde gözlerini devirdi. Antalya’ya taşındığımızda babam beni dalgalara fırlatarak yüzmeyi öğretmeye uğraşırken(bu da başka bir yazı konusudur.) endişeyle denizin kenarında bekledi. Ben bağırdım o sustu, o bağırdı ben hiç susmayı bilmedim. İçine attı, fedakarlıklar yaptı, beni bugüne böyle getirdi.Bugün dönüp baktığımda annem deyince benim gördüğüm kadın; ne yaparsam yapayım hep annem kalan, iyi kötü her kararımda arkamda duran, ailemizi her zaman bir arada tutmayı başaran, babamın da ablamın da benim de çok şey borçlu olduğumuz kadındır. Anneler günü kutlu olsun.

Umarım herkes annesinin değerini geç olmadan farkeder.

 

kuruyemis

Kuruyemişin Bilinmeyen Yüzü.

1

Tespitlerim ve uydurma çıkarımlarım devam ediyor görüyorsunuz ki. Geçtiğimiz haftalardan 2sini Antalya’da, ailemin yanında geçirdim. Bu sebepten ötürüdür ki sıradan bir aile hayatını gözlemek için bol bol fırsatım oldu. Esasen annem de bu satırları okuyacağından ötürü biraz dikkatli olmamda fayda var, yoksa beni arayıp saatlerce azarlıyor :)

Neyse, neticeye gelecek olursak sıradan bir ev yaşamı ile ilgili özellikle akşam saatleri için şöyle bir tecrübem oldu: Anne ve baba akşam üzeri eve gelirler, anne akşam yemeği hazırlar baba haber izleyip sağa sola ama daha çok sağa söylenir, sonrasında yemek yenir ve yemek sırasında o gün neler yapıldığı konuşulur, yemek sonrasında da ailecek TV karşısında çay içilir ve kuruyemiş yenir. KURUYEMİŞ YENİR. Her ne kadar vitamin vb. sebeplerle bu kuruyemişlerin faydalı olduğu söylense de aslında çok daha büyük bir faydası ve her ne kadar kalori sebebiyle bu kuruyemişlerin zararlı olduğu söylense de çok daha büyük bir zararı vardır. Amacım yıllardır faiketmediğiniz ya da farkettiğiniz halde görmezden geldiğiniz bazı gerçekleri gözünüzün önüne sermek esasen. Dikkatli okuyun bu sebeple, ileride “Bir yazı okudum, hayatım değişti!” diyebilirsiniz.

Önceliği kuruyemişin çok gizli faydasına veriyorum ozaman. Öncelikle düşünün ki televizyonun kumandası kayboldu, nerede ararsınız? Tabii ki babanızın oturduğu yerde. Ama akşam babanız hangi koltuğa oturdu bilmiyorsunuz zira internetlerde gezentilikle meşguldünüz. Önünüzde 2 seçenek var temel olarak: Bütün oturma odasını talan ederek kumandayı bulmak, babanızın suçunu asla kabullenmeyeceğinden sizi kumandayı kaybetmekle suçlamasını kabul etmek. İşte ben sizlere 3. bir seçenek yaratıyorum şimdi. Babanızın kabuklu yemişleri sevdiğini varsayalım. Koltuk önlerinde yemiş kabukları arayın, bulacağınıza adım gibi eminim. Olay mahalini bulduğunuza göre kumandayı da zahmetsiz bir şekilde koltuk minderinin arasından çıkarbilirsiniz, geçmiş olsun. Annelerin de genellikle çekirdek tipi oyalayıcı yemişleri yöneldiği düşünülürse kaybedip de bulamadığı o şişi bulup 1 haftadır süregelen azabınıza da son verebilirsin esasen. Evde kaybolan herşeyin sizden bilinmesi de ayrı bir dram ama onu başka bir yazı ile irdeleyelim.

Gizli faydayı gözler önüne serdiğimize göre gelelim gizli zarara. Çok komplike bir anlatımı yok bunun esasen, yukarıda bahsettiğim seylerden de esinti taşıyor hatta. Şöyle özetleyelim; yine çay ve kuruyemişle geçen bir gecenin sabahı siz kahvaltı ederken (normal insanların öğle yemeği yedikleri vakte denk gelir genelde.) anneniz seslenir: “Kahvaltını bitir de şu oturma odasını bir süpür. Aksam ne yediysen dökmüşsün yine koltuğun önüne! Nasıl becerdiysen iki koltuğun önünü de batırmışsın zaten!” Acı ama gerçek; bir evde çocuk varsa o evde ters giden herşeyin sorumlusu çocuktur :)

Untitled

BBase’de Back-Up Dünyası.

1

Geçtigimiz haftasonu BBase’de Back-Up Blog lansmanindaydik. Öncelikle yaklaşık 50 kadar blogger bir araya gelip bol bol sohbet ettik. BBase’in sicak karşılamasi sayesinde oldukça keyifli vakit geçirdik. Sonrasında da işin uzmanlarından Back-Up’ı dinledik.

Öncelikle BBase’den bahsetmek istiyorum. Aramanın bulmanın biraz zor olduğu bu mekan Taksim’de, Galata Kulesi taraflarinda, bloggerlar için özellikle hazirlanmis, çok şık çok da sıcacık bir yer. BBase dedigime de bakmayin, asil adi Blogger Base. İçerisi çok hoş dizayn edilmiş bence, ev gibi hissettiriyor insana. Okadar ki bundan sonra blog yazılarımı orada yazmayı düşğünebilirim ^.^ Dileyenler BBase’in web sitesini buradan ziyaret edebilirler.

Back-Up dünyasina geri dönecek olursam, açıkçası çok ilgi çekici bir hizmet olarak göründü bu bana. Iddialari “Kimi arayacaginizi bilemezseniz bizi arayın!” yönünde. Ister bebeginize anlatacak masal bulamadığınızda, isterseniz bir maç için bilet aradığınızda, isterseniz de sevgilinizde nerede evlenme teklif edeceginize karar veremediğinizde arayip gerekli yardımı alabiliyorsunuz. Özel paketlerinden faydalanarak dilerseniz sağlık, seyahat gibi daha belirli konularda destek alabiliyorsunuz. Bu lansmandan önce de Back-Up’ı duymuştum arkadaslarımdan ancak bana biraz ütopik görünmüştü, işin uzmanlarından konuyu dinlediğimde gerçekten verdikleri vaatte iddiali olduklarını farkettim. Yeni açılan blogları da yazılara göz attığınız takdirde farkedebileceğiniz gibi size bir çok kolaylık sağlayabilir. Açıkçası kurumsal şirketlerin web sitelerini gezmek yerine blogları bana her zaman daha yakın, daha sempatik gelmiştir. Back-Up da yeni blogu ile bu samimi ortamı oluşturmayı başarmış. Siz de buradan bir göz atabilirsiniz.

Türkiye’nin Yeni Konut Devrimi.

3

Ve karşınızda Türkiye’nin YENİ Konut Devrimi!

Yeni Rakı, sizleri evinizin keyfini çıkarmaya davet ediyor. Bu kampanya ile kendinize bir ev alamazsiniz ama var olan evinizde muhteşem sofraların ve muhteşem muhabbetlerin tadını dilediğiniz gibi çıkarabilirsiniz.

Yeni Konut Devrimi, bizlere Türkiye’nin en keyifli konut projesini sunarken aynı zamanda sahip oldugumuz değerleri de hatırlatıyor. Mutlulugu uzaklarda aramayın çünkü en güzel sofra evinizde kurulan sofradırö en güzel muhabbetler ise bu sofraların etrafında eşiniz-dostunuzla edilen doyulmaz sohbetlerdir diyor Yeni Rakı.

Haydi siz de sevdiklerinizi yanınıza alıp eksiksiz, güzel bir sofra kurun ve hem dostlarınızla olmanın hem de sofranızın keyfini çıkarın. Evinizin, sofralarınızın ve sevdiklerinizin değerini bir kez daha anlayın.

Neden derseniz, çünkü;

* Ara ödeme yok, ara vermeden muhabbet var!

* Denize sıfır, sofraya on üzerinden on!

* Faiz yok, muhabbet çok!

* Kapalı havuz yok ama açık büfe var!

* Şehrin merkezinde değil, muhabbetin tam ortasında!

* Taksit taksit ödemek yok, doya doya muhabbet var!

Ve işte Yeni Konut Devrimi’nin sofralarınızı süslemesini isteyeceğiniz muhteşem afişleri;

Go to Top