Archive for November, 2009

IMG0980ANerede eski bayramlar merak ettim sormak için arifeden dedemin yanına gittim.

Bir çok insan gibi ben de ailemin normalden biraz daha anormal olduğunu düşünüyorum. Perşembe günü, bayram arifesinden gidince dedemin evine İstanbul’dan gelmiş artiz torun olarak ‘ben Kurtlar Vadisi izleyeceğim’ dedim mesela. Sonuçta 1′e 8 ben kazandım vadi izledik, diktatörmüşüm, babam dedi. Ayrıca babam hasta olmuştu, dedemlere gidince herkes babana çok benziyorsun dedi ben de hasta oldum. Bir de köye gelmeden halalarımdan biri babama “3 şey söyleyeceğim abi sana.” dedi. Sırayla; “Süleyman’a söyle zeytini toplasın.”, “Süleyman zeytini toplamayacaksa bana haber versin.”, “Annemlerin bayramını kutluyorum.” Bildiğin değişik bence.

Kurban Bayramı olunca teke kesti dedem zaten. IMG0984AKulaklarıyla oynadım biraz, sonra böbreklerini yedim. Akşam da babaannem et yemeği yapmıştı, yanına pilav yapıver dedi. Yaptım ben pilav, bence pilava pek benzemedi ama herkes beğenmiş gibi yaptı. Bir de dedem sofradaki pilav tabaklarından birini alıp yanına koydu yemeğe başlamadan, kalkarken de pilava yumruğunu basarak kalktı yerden. Neden yaptın diye sordum çok sertti dedi, oysa fazla yumuşaktı pilav basbayağı yanlışlıkla soktu elini pilava işte. Eklemek istediğim bir şey var ayrıca, BİZ ET YEMEĞİNE LİMON SIKIYORUZ. Daha doğrusu dedem sıkıyor biz de mecburen öyle yiyoruz. Umarım bu zaten garip bir şeydir, sadece ben garipsiyor olmak istemiyorum.

Tolga‘ya nar topladım bahçeden, decantee narlar gelin olmuştur demişti ama ben buldum ağaç topladım. Zaten bayramlıklarımla bahçede çekilmiş resmimi de ekledim. Dönerken Başar‘a da muska lokum aldım Elmalı’dan, bisküvinin arasına koyup yesin diye. Kafama 2 şey takıldı, onları da not aldım. Mantıklı açıklamalar bulursam buralardan okursunuz. OH MİS.

Kime Sorsan Gösterir.

19-20-21 Kasım

Çarşamba akşam, Haydarpaşa’yı ilk görüşüm. Büyük bir hevesle dolaşıyorum, kendi etrafımda dönüyorum heyecandan, bir içeri giriyorum bir dışarı çıkıyorum falan. Ömer Ekinci seslendi arkamdan, şaşırdım, sevindim, çeşitli şeyler. Ömer Ekinci gördüğüm en güvenilir, en iyi niyetli insanlardan biri olabilir. İki iltifatlık ödeme yaptı sadece, evet. Sonra manevi babam, Oğulcan Selçuk Akbulut ve Özkan Altuner, Yaman Ural da geldi. İlk trene binişim ayrıca, Ömer Ekinci’nin horladığını ilk duyuşum, babamın mekbukunu alıp kırmayı ilk isteyişim, Özkan Altuner’in muhtemelen trendeki internet hattını fark etmeyip 3g bağlantısı için ilk çabalayışı ve benzerleri, eğlenceli.

Perşembe akşam, Ömer Karapınar ile babamı bırakıp Ercüment Büyükşener’i de önümüze katıp Balıkçım’a gittik akşam yemeği amaçlı. Oldukça kalabalıktık, FriendFeed’de de konusu geçti, bakın ordan kimler varmış diye işte. Keyifliydi, lezzetliydi, eğlenceliydi. Sağ elle sol kulağın tutulduğu şekilde bana yemek borcu vardı Hamdi Kavak’ın da zaten, Ömer heyecanlanıp her şeyden getirdi tadayım diye, ben de kış uykusuna yatacak gibi ne geldiyse yedim, oh.  Perşembe akşam, dikkatinizi çekmek isterim, Balıkçım’ın karşısındaki kafeye Ömer Ekinci ve Ercüment Büyükşener Kurtlar Vadisi izlemeye gitti, bir süre sonra Ömer Karapınar ve ben de yanlarına gittik. Ömer Ekinci’nin otobüsü var, kalsak otobüsü kaçıracak gitsek vadiyi kaçıracak, hayatımın en zor kararlarındandır. Kalktık, Aşti’ye çıktık, Osman Faruk Küçükerdem  ile de karşılaştık, baktık daha da süre var hemen oturduk vadi izledik hep beraber, ya biz de böyle işte.

Ha, cuma günü güzel bir uydurumda bulundum. Ercüment Büyükşener girişimcilik nedir, nasıl yenir anlattıktan sonra Dr. Ala Gelişim Merkezi’nden Ala Bey’le konuştuk. Kendisi bana Ercüment Büyükşener’le çalışıp çalışmadığımı sordu, sonra ben bu soruyu Ercüment’e anlattım ve “Ben de cevap olarak ‘Ona o 7.59$’ı kim verdi sandın.’ dedim, dehşete düştü.” dedim. Gülüşüp ‘ilahi sen’ dedikten sonra ‘uydurdum.’ dedim, keşke uydurmasaydım gerçekten söyleseydim dedim içimden.

Cuma akşam, Ömer Karapınar, Ercüment Büyükşener, Nurdan Gencel ve ben Bilişim’09dan çıkıp önce yemek yemeye sonra kahve içmeye gittik. Böyle iş konuşmaları falan, uzaktan görseniz hemen anlarsınız profesyonel olduğumuzu yani, bir artistiz ki sormayın, uzun sürmedi zaten. Nurdan Gencel’i evine doğru yolcu eder etmez normale döndük, çay nargile falan içtik, sıradan insanlar gibi işte, gizledik kimliklerimizi. Bir de tarihe not düşeyim Ercüment Büyükşener’in kardeşi zengin ve yakışıklıymış, bakayım da beğenirsem evlenebiliriz.

Cumartesi, Ankara Likemind. Derin derin düşündüm, Ankara’daki FriendFeed kullanıcılarının da Başak Sarıca’yı görme, hiç fotoğrafına benzemiyorsun diyerekten ona dil çıkarttırmaya hakkı var dedim. Daha gireli 5dk olmadı Barış Ünver ‘Eliiiif’ diyerek yaklaşmaya başladı. Okadar içtendi ki elif olmadığıma üzülecek oldum bir an, neyse sonra o da fark etti zaten, çok gülmedik ama bu olaya. Likemind sonrası yine Balıkçım’a geçtk, bu sefer az ama öz yedim valla, derdim Hamdi’yleydi. Oradan sonra da Enver Salih Yaylacı ile Kızılay turu, Ömer Karapınar ve Ramazan Uluçay ile otobüs beklemece. Ömer ve Ramazan tavla oynadı bir de, Ramazan kazanır sanmıştım aslında, 3-2 Ömer aldı, gülüştük biraz.

En Özel Teşekkür; Anadolu Turizm

Özel Teşekkür; Ömer Karapınar, Enver Salih Yaylacı,  Ramazan Uluçay, Hamdi Kavak

Özel Kınama; Merve Limon’un dersanesi

canon see him Furkan’ı çoğumuz gördük, görmeyenler de köşede 5 dk utanıp görüp gelsin. Canon See Me! isimli projenin sahibi kendisi. Nasıl bir proje derseniz de anlatayım hemen, zaten anlatayım diye açtım bu başlığı farketmişsinizdir, evet.

Furkan, fotoğrafçılık konusundan benden hevesli, itiraf etmek istemesem de benden yetenekli ama bu konuda ciddi bir çalışma yapmanın maddi manevi kolay olmadığı da malum. O da kendini Canon’a göstermek istiyor, Canon See Me! projesi de böyle doğuyor. Daha önce yapılmamış bir şey bu benim bildiğim kadarıyla; 2010 kişinin ‘Canon see him!’ tabelası ile objektifine bakmasını sağlamaya çalışıyor. 2010 gözünüze küçük görünmesin, bizzat şahit oldum hedefin büyüklüğüne ve zorluğuna.

Biz Yıldız Teknik Üniversitesi ve FriendFeed kullanıcıları olarak elimizden geldiğince yardım ettik/ediyoruz kendisine. Sanıyorum ki sıra sizde, buradan siz de projeyi takip edip elinizden geldiğince destek verebilirsiniz.

E Canon, hadi sen de bi see him artık!

Siz de duymuşsunuzdur, Rihanna geçenlerde Glamour tarafından verilen ‘Women of the Year’ ödülünü aldı. Şu hatunun biyografisini bir açıp okuyayım dedim ama demez olaydım.

 Şubat 88′de doğmuş, 1 yıl 7 ay kadar büyük benden, lafı olmaz yani. İlk albümünü 2005′de çıkarmış, ben ozamanlar lisede fizik öğretmenimden türev öğreniyordum. Babama ben şarkı söylemek, albüm yapmak istiyorum desem bacaklarımı kıracağını bildiğimden olabilir böyle şeyler diyorum. 2006′da hem 2. albümünü çıkartmış hem de 19 ödüle aday olmuş, 17’sini kazanmış. 2007′de 30 ödüle aday olup 16’sını, 2008′de 29 ödüle aday olup 20’sini kazanmış. Toplama gelirsem 78 adaylığın 43′ü kazanılmış, evet. Ne güzel değil mi? İşte böyle şeyler, bir de bunların üstüne ‘Women of the Year’ ödülü var.

Düşünelim şimdi. İnsan olduğumu anlamam zaten yaklaşık olarak 6 yaşıma tekabül ediyor. Anaokulu semaları; tüm hedef 100e kadar 3′er 3′er saymak, ilkokula başlayıp okuma yazma öğrenmek.  İlkokul desek; beden dersinde matematik işlenmemesi için dua etmek, bisiklet alınsın diye pekiyi almaya çalışmak, ortaokula başlayınca nasıl her derse başka öğretmenin geleceğini anlayamamak. Ortaokula başladık diyelim; ergenlik sorunları var tabi, bu dönem de hedefler hekes için farklı oluyor haliyle. Kendi adıma konuşursam; kravat bağlamayı öğrenmek, din kültürü dersini geçebilmek, iyi bir liseye girebilmek. E liseye geldik tamam, iyisinden bir taneye de girdik. Şimdi olay tamamen 3 harf üzerine döner; ÖSS. Adı da değişti sanırım ama olsun. Hedeflere bakarsak; okulu iyi bir dereceyle bitirmek, iyi bir üniversite kazanmak gibi şeyler, tipik yani. Üniversite; okulu uzatmadan bitirmek, mümkünse 3′ün üstünde ortalama yapmak, iyi bir iş bulabilmek. Bu böyle devam edecek mi? Kesinlikle evet. E  hani insanın kurduğu hayaller? Hayal işte adı üstünde.

İşte biber dolması yaparken bunları düşünüyorum. Tamam diyorum, Rihanna yılın kadını olabilir, çok güzel çok yetenekli vb. olabilir. Peki biber dolması, doldurabilir mi biberleri benim gibi, dizebilir mi tencereye. Asıl yılın kadını ben olmalıyım bence, ne var ki ben de şarkı söylerim, önemli olan biber dolması yapabilmek. Son olarak burdan Rihanna’ya sesleniyorum: ‘Canım, sen devam et. Ben biberleri halledip geliyorum.’

Derin nefes alalım hep beraber. Evet. Başlıyorum.

Başlangıç yazısı zor bir yazı aslında, hep böyle düşünmüşümdür. Dizime kadar girmiyorum o yüzden, ayaklarımı sokuyorum suya şimdilik. Giriş için bir şeyler yazıyorum şimdi, gelişmeleri zamanla yazacağım buraya, sonucu da size bırakacağım. Enteresanlık olsun diye.

Başak Sarıca kimdir? About yazıyor ya yukarı da oraya yazdım bunun cevabını merak edecek olanlar için.

Başak Sarıca neden blog yazıyor? Söyleyecek şeyleri olduğundan değil, ona açıklık getireyim önce. Yazıyor çünkü her şeyi denemeyi sever o, küçüklüğümüzden beri böyle huyu. Ayrıca yattığı yerden tavana bakmaktan da sıkıldı, belki işe yarar bir şey yapabilirim diye düşünüyor. Yanlış düşünüyorsa da söylemeyin, üzülür.

Başak Sarıca ne yazacak? Kendisi gibi o konu da biraz muamma. Bilgisayar mühendisliği öğrencisi olduğu için bu konuda bir şeyler yazacaktır mutlaka ama kendinizi buna odaklamayın. Her insan gibi o da gördüğünü geçirdiğini paylaşmak isteyebilir. Yaşı kemale erdiği için normal bunlar.

Teşekkür etmek istediğim kişiler var. Alan adımdan blogumun görünüşüne kadar her şeyi Oğulcan Orhan‘a borçluyum. İlk blogumu Tolga Ünvermiş‘in cesaretlendirmesiyle açtım, tekrar blog yazmak konusunda da beni Seviye Kaloğlu cesaretlendirdi.

Arayı fazla açmayalım. Gelip bir çayımı için arada, buralardayım ben hep.