Archive for January, 2010
Son zamanlarda yıl sonu – yıl başı durumu nedeniyle etrafta ülke ekonomisiyle ilgili çok fazla haber var. Bir kısmını dinliyorum-okuyorum bu haberlerin, çok kısmını ise görmemiş gibi yapıyorum. Dış borçtu, enflasyondu, altın yükselmişti, döviz düşmüştü… Açıkçası memleket meseleleriyle ne kadar ilgili olmak istesem de, bunu sevsem de ne bu tür şeyleri yeterince sık takip edebiliyorum ne de yorumlayacak kadar anlayabiliyorum. Annesinin emekli maaşına el koymuş bir öğrenci olarak takdir edersiniz ki beni en çok ilgilendiren maaşlara yapılan zamlar. Fakat onun da yeterli olup olmadığını anlamak gerçekten güç. Aslında değil de güçmüş gibi yapalım biz.
Ben şimdi bu tür karmaşık şeyler içine girmeden bakkal hesabı ile durumu değerlendirmeye çalışacağım, umarım başarılı olur. Öncelikle her evin bir geliri bir de gideri vardır genel olarak. Yaşam standartı değişmeden gelir gideri aynı oranda karşılıyorsa hayat güzel demektir diye düşünüyorum ben, fazlasında gözüm yok yani. Ev kiralarında bu yıl ya zam olmadı ya da çok düşük miktarda oldu. Elektrik-su vb. giderlere gelirsek; biz 2 öğrenci yaşıyoruz ve elektrik faturamız genelde 40tl civarında oluyordu geçen yıl. Son 2 aydır 50tlye çıktı. Kullanım açısından fark ise laptoplardan biri bozuk olduğu için hiç açılmıyor, televizyon ise daha sık açılıyor. Diğer faturalarda da benzer bir artış var, sadece internet faturamız sabit ki zaten interneti ciddi anlamda yüksek fiyatlardan kullandığımız düşünülürse bu da normal. Ev kirası ve faturalardan sonra mutfak alışverişi var tabii ki. Mutfak için yapılan alışverişlerde ise eskiden 2 haftalık pirinç-bulgur, sebze, meyve vb. mutfakta ihtiyaç olabilecek şeylerin çoğunu aldığım fiyatla şimdi ancak 1 haftalık masrafları karşılayabiliyorum. Üstelik tavuğu, kıymayı lüks sayarak yapılan bir alışveriş bu. Peki tüm bunların yanında bir emekli maaşına yapılan zam ne civarda diye sorarsanız size verecek bir cevabım yok açıkçası. Evimdeki yaşam şeklinde pek bir değişiklik olmadan masraflarım 3 haneli sayılar kadar artarken zam diye maaşa eklenen miktar 2 haneli bile saymakta zorluk çekeceğiniz bir sayı.
Ben ekonomiye bu kadar basit bakıyorum işte. Mezesiyle rakı sofrasını kurup bu tür meselelere çok daha fazla kafa patlatmak isterdim aslında, ancak hem meze malzemelerine hem de rakıya hatta rakıya atacağınız buza bile zam gelmiş.
Nucro Blog “Meşhur Manisa Macunu hangi padişah zamanında, kim tarafından yapıldı?” sorusuyla doğru cevabı veren 3 takipçisine mesir macunu hediye etti. 30 Aralık – 04 Ocak tarihleri arasında Doğru Cevabı Bil, Mesir Macunu’nu Götür başlıklı yazıda soruya doğru cevap veren okuyucular arasında çekiliş usulü ile 3 kişi belirlendi, biri de benim tabii ki.
Bugün blogumdaki son yazım “Öğrencinin Mutfakta Pasta Börek Derdine Son.” için modaerator‘den gelen bir yorumla heyecanlandım. Haber Türk’ten çok şık bir süpriz bekliyormuş beni. “Web Günlüğü BLOG” köşesinde Annen Kazağına Çamaşır Suyu Dökünce Ne Oluyor Merak Ettin Mi? yazımdan bir parça yayınlanmış.
İlk işim annemi aramak oldu tabii ki.
Karşılaştığım tepki biraz farklıydı gerçi; ‘ben-ben-ben. rezil oldum ben.’ dedi, ‘aman, arkadaşlarımdan kimse görmesin’ diyordu 10 dakika önce telefonda konuşurken. Gerçekten de anneler insanın herşeyiymiş bunu bir kez daha farkettim, babam hakkında bir yazım çıksaydı gazeteye gezegeni yakardı sanırım canım babacığım.
Unutmadan belirteyim ki, benim üniversitemde yani Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İşletme Kulübü tarafından 3binden fazla öğrenci arasında yapılan bir anket sonucu 2009′un en başarılı gazetesi seçilmişti Haber Türk.
Bugünki süpriz beni blog yazmam konusunda gerçekten çok cesaretlendirdi ve mutlu etti. Blog yazarlarını onlara böyle bir köşe ayırarak desteklediği ve bu köşede benim bloguma da yer verdiği için Haber Türk’e çok teşekkür ediyorum.
Sabah-akşam makarna yemeye son arkadaş. Sabah kahvaltı da ‘bi börek olaydı da yiyeydik.’ sızlanmalarına da son. Akşam oturmaya kızlar geliyor diye ‘ne yapsam da etkilesem?’ derdine de son. Evde televizyon izlerken ev arkadaşından ‘bak Mustafa’nın ev arkadaşı Serhat’a, ne güzel pasta börek yapıyor. biz çayı kuru kuru içiyoruz.’ azarını yemeye de son. Ha diyelim kek, poğaça yapmaya çalıştınız; mutfağın heryerini un etmeye, dağ gibi bulaşık çıkarmaya, kabardı kabarmadı diye strese girmeye de son. Alayına son valla.
Şimdi size dünyanın en yerinde buluşundan bahsediyorum, dikkatli okuyun burayı. MİLFÖY. Her yerde kolaylıkla bulabilirsiniz ve belki 7bin çeşit şey yapılabilirsiniz, tatlısından tuzlusuna hem de. Nasıl derseniz; temel olarak 3 aşamadan oluşuyor bu kısım. 1-Tatlı mı Tuzlu mu? 2-Dikdörtgen mi Üçgen mi Kare mi? 3-Mutlu Son
1. Tuzlu mu Tatlı mı?
a) Tuzlu: Seçimizi bu yönde yapmış olduğunuzu düşünürsek; beyaz peylirli kaşarlı vb., sosisli salamlı vb., ıspanaklı, patatesli… Hayal gücünüzle sınırlıyabiliriz sanırım bunları, üstelik beğendiğiniz ne varsa karıştırıp daha orjinal hale de getirebilirsiniz, denedim bir şey olmuyor. Kaşar peyniri ve sosis-salam soğuduğunda biraz değişik olabiliyorlar aslında ama diğerlerini bolca yapıp hem sabah kahvaltıda hem akşam çayın yanında yeme şansınız var.
b)Tatlı: Size tavsiyem bir kavanoz nutella almanız aslında. Yok derseniz; çukulata, fındık-fıstık ezmesi, meyveli içler de olur. Milföy, hamur olarak tatlı ya da tuzlu bir tada sahip olmadığı için çukulatalı vb. içlerle de gerçekten çok lezzetli oluyor. bir tatlı kaşığı ile kenarları kapanacak şekilde içi doldurmanız yeterli. Kenarları kapanmazsa eriyen çukulata veya fındık-fıstık ezmesi tepsinize yayılıp sizi hayattan soğutabilir.
2. Dikdörtgen mi Üçgen mi Kare mi?
Son olarak şekil açısından karar verin. Malumunuz kara şeklinde parçalar bunlar. İster bu kareyi ikiye katlayıp dökdörtgen bir şekil elde edin, isterseniz yine bu kare şekilden karşılıklı iki kenarı birleştirerek bir üçgen elde edin. Milföy hamurunun kabarması sebebiyle yemenin kolaylaşması için benim favorim kare parçalar. Önce büyük kare parçayı ikiye bölüp iki dikdötgen parça yapın ve sonra da içlerini doldurup bu dikdötgenleri ikiye kıvırın.
3-Mutlu Son
Bu iki kısmı tamamladığınızda muhtemelen üşeneceğiniz ufak bir noktaya gelirsiniz. Tuzluysa yumurta sarısı sürüp susam ya da çörek otu koyma, tatlıysa piştikten sonra pudra şekeri serpme. Bundan daha önemli bir noktaya gelirsek ‘kaç derecede kaç dakika’ sorusuna benim vereceğim anlamlı bir cevap yok. Henüz hiç önceden ısıtılmış 200 derecelik fırında 25 dakika pişirmedim herhangi bir şeyi. Keklerim bu yüzden de kabarmıyor olabilir tabii, neyse. Siz paketin arkasında bu konuda verilmiş bilgiyi kullanın derim ben.
Son olarak; Anneler de yapabilir. Annem bunu duyduğunda şaşırmıştı neden ben düşünemedim diye, umarım hala buraya nasıl yorum yazabileceğini bilmiyordur. Seni Seviyorum Anneciğim.
Dipçik Notçuğu; ‘Bizim fırınımız yok, biz ne yapalım?’ diyen öğrenci arkadaşlarım da gidip kendilerine fırın alsın. Yoksa makarna yiyin derdim ama fırın yoksa fırında makarna bile yapamazsınız.