Archive for February, 2010

Övünerek söyleyebilirim ki benim memleketimde samimiyet önemlidir. Eş-dostla, aileyle, akrabalarla sıcak ilişkileri, koyu muhabbetleri severiz biz. Çok da güzel bir yöntemimiz vardır bunun için; kurarız soframızı, toplarız sevdiklerimizi etrafına, güler eğleniriz. Bizim için asıl olan sevdiklerimizin keyfini yüzlerinden okumaktır, birbirimizin keyfine ortak olmaktır.Çayın, kahvenin de keyfi başkadır ama bizim memleketimiz de çay da kahve de güzel bir sofradan sonra makbuldur. Koyu muhabbet için ne lazımsa o vardır sofrada çünkü; herkesin yüzü güler iyi bir sofranın başında, herkes neşelenir, kalkmak istemez kimse o güzel ortamdan.

Şimdi düşünüyorum da ailemle, arkadaşlarımla en güzel anılarım güzel sofralar etrafındadır. Yaz vakti özellikle gündüzden gider balığı alırız, annem balığı pişirirken ben çeşit çeşit mezeleri hazırlarım, beyaz peynirimizi hazır ederiz hemen. Akşam yemek vakti gelince balkona masamızı açarız, sofrayı hazırlarız Antalya’nın manzarası eşliğinde, bir kuş sütü eksiktir, babam da o eksiği hemen aslan sütüyle tamamlar. Ya da arkadaşlarımla en değerli görüşme şekli böyle sofralardadır. Hep beraber, her şeyiyle soframızı hazırlar, otururuz başına. Saatler sürer muhabbetlerimiz, anlayamayız zamanın nasıl geçtiğini. Herkesin keyfi yerinde; konuşuruz, anlatırız, dinleriz birbirimizi.  O sofranın etrafında en sevdiklerimle muhabbet ederim, güler eğlenirim. Eşsizdir o sohbet benim için, değişmem başka bir şeye.

Bakıyorum da asıl iletişim böyle sofralarda oluyor aslında, her duyguyu paylaşıyorsun sevdiklerinle. Belki de çoğu zaman farketmiyoruz bile; Yeni Rakı bizim iletişimimize sponsor oluyor böyle sofralarda, onunla keyifleniyoruz ve gülüyoruz, onunla koyulaşıyor muhabbetimiz, onunla anlıyoruz aslında sevdiklerimizin bizim için ne kadar kıymetli olduğunu.

Şaka falan değil bazen ciddi ciddi dalga geçtiğinizi düşünüyorum. En son bakkal hesabıyla ekonomi hakkında bir şeyler karalamıştım, çok geçmedi etrafta korsan ile ilgili yazılar haberler görmeye başladım. Biri çıkmış albümünün satılmamasından, insanların internetten ücretsiz albümü edinebilmesinden şikayet ediyor. Başka biri kitabı ile ilgili benzer sitemlerde bulunuyor. Tamam, kendi açınızdan haklısınız, emek veriyorsunuz karşılığını alamıyorsunuz vs. de bir de benim açımdan bakın bakalım nasıl oluyor.

Eskiden Cin Ali vardı, hatırlarsınız sanıyorum ki. Hah işte, şimdi de Cin Başak var gibi düşünün. Cin Başak babasından her ay belli bir miktar para almaktadır. Aldığı paranın yarısını ev kirasına, kalan parasının 3de 1ini evin sabit faturalarına, faturalardan kalan parasının tamamını da mutfak masraflarına yatırmaktadır. Cin Başak’ın geçinmek için elinde yalnızca geri ödemeli olarak aldığı devlet kredisi bulunmaktadır. Bu paranında 4de 1ini ulaşıma verdikten sonra kalan 4de 3üyle tüm giyim, kırtasiye vb. ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Okulda içeceği çay bile lüks saydığı takdirde Cin Başak ayda 1 orjinal kitap okuyup 1 sinema ya da tiyatro izleyip 1 de müzik cd’si edinebilmektedir. Bir üniversite öğrencisi olarak Cin Başak kendi gelişimi açısından geçtim ayda 1 kitap edinip okumayı ayda 4 kitabı bile yeterli görmemektedir. Sinema-Tiyatro ve Müzik ile ilgili olarak da benzer düşünceler içindedir.

Ben de istiyorum tabii ki insanların bir şeye emek verdikleri takdirde bunun karşılığını almasını ancak bir sinema biletinin 15 TL olması, bir kitap fiyatının 25 TL olması, bir müzik cd’sinin de 15 TL olması takdir edersiniz ki bu konudaki desteğimi engelliyor. Korsanla mücadele etmek isteniyorsa eğer benim tavsiyem insanlara kızmak yerine fiyatları insanların karşılayabileceği miktarlara çekmek.  Biraz gerçekçi olmak lazım.