kızdım.

neye kızdıysam o.

F__king_Computer_by_cubemb

Neden Mükemmel Değil.

6

Bir süredir hayatıma genel bir memnuniyetsizlik hali hakim. Hiçbir şey beni yeterince memnun etmiyor, sehven bile tatmin olamıyorum. Açıkçasını sebeplerini anlatmaya biraz çekiniyorum. Zira bunu okuduktan sonra sizin de gözünüz açılacak ve geceleri uykularınız kaçacak muhtemelen. Benim gibi tüm gününüzü kafanızı duvarlarak vurarak, “neden, neden, neden” diyerek geçirme ihtimaliniz dahi olabilir.

Bilgisayar başında geçirdiğim sürenin artması ile birlikte kafamın proje raporlarından çok başka şeylerle meşgul olma süresi de arttı doğal olarak. Bir insanın rapor yazmaktan daha ilgi çekici şeyleri olmalı yapacak, yoksa sonu iyi olmaz bence. Neyse neticeye gelecek olursam ne kadar çok bilgisayar kullanırsam o kadar çok sinirleniyorum alete. Hemen her tür işletim sistemini kısa ya da uzun süreli tecrübe etme şansım oldu. Çok bilgi sahibi olduğum söylenemez belki ama son kullanıcı tecrübesine sahibim. Şimdi düşünüyorum da ne kadar zor olabilir ki adam gibi bir işletim sistemi yazmak? Yazdığın işletim sisteminin kullanıcının adam gibi kullanabileceği bir işletim sistemi olması ne kadar zor olabilir?

Windows kullansam örneğin, mavi ekran ile akrabalık yaşamanın dışında bir çok dezavantajla karşı karşıya kalıyorum. Gereksiz sistem hataları, sıradan bir işlemi bile dolandıra dolandıra yapması vb. yanında özellikle adobe programlarını kullanırken bir kaplumbağaya bile yenilecek kadar hızlı olması gözlerimi yaşartıyor. Hızlı çalışmasının yolu var tabii de ben de bir süper bilgisayar yok ne yazık ki. Adobe denince Mac diyor insan, ben de farkındayım. Mac iyi güzel hoş, yalan olmasın şimdi. Onun da kendine göre sıkıntıları var ama, örneğin ben WoW oynayacak olsam ne olacak? Ya da mac uyumu olmayan bir oyun, bir program söz konusu olduğunda, ki bunlardan milyonlarca var? Bir de açık kaynak gibi bir şey söz konusu olduğunda insanın canı böyle arkasında neler döndüğünü bilmediği yazılımlar kullanmak istemiyor. Ne var ki linux tabanlı işletim sistemleri de yine bir çok programa uyum konusunda sınıfta kalıyor. Hepsinin kendi içinde iyi olduğu noktalar olduğu gibi hepsinin gerçekten yerin dibine girmesini gerektirecek problemleri de var.

Bir kullanıcı olarak baktığımda adam gibi çalışabilmem için tüm işletim sistemlerinin karması bir işletim sistemine ihtiyacım var denebilir. Böyle bir durum söz konusu olmadığına göre her 3 tür işletim sistemine de sahip olup her programı en iyi çalıştığı işletim sisteminde mi çalıştırmak gerekir? Bana pek mantıklı gelmedi. Ne kadar zor olabilir adam gibi bir işletim sistemi yazmak?

216377905

Fizy Hakkında.

0

Haberi olmayan kalmamıştır diye düşünüyorum artık. Ama tekrar etmekte fayda var; dun Mashable ödüllerinde ilk 3′e kalarak ülkemiz adına 6 ocak’ta ödül alacak olan Fızy, MÜ-YAP’ın başvurusu sonucu mahkeme kararı ile kapatıldı. Fizy; hepimizin bildiği gibi dünya çapında kullanılan, hayatımızda fazlasıyla yer etmiş, müzik arama motoru olarak adlandırılabılır bir internet sitesi, başarılı bir Türk projesidir. Mashable ödülleri bu noktada bence oldukça önemli. Zira dünyanın en prestijli internet ödüllerinden biri. Ne var ki biz bugun kendini ispatlamış, dünya çapında başarıya ulaşmış bir projeye sahip çıkamıyoruz. Destek olmadığımız gibi baltalıyoruz. Değişen dünya düzenine karşı ayak direyerek yanlış kararlar veriyoruz. Sitenin kapatıldığı saniyelerden itibaren internet üzerinde herkes bu konudan bahsediyor, mutlaka siz de denk gelmişsinizdir. Evet, değişen dünya düzeninde insanlar artık protesto için sadece meydanlara çıkmıyor. Artık internet üzerinden herkes rahatça fikrini belirtiyor ve istediği konuyu istediği an protesto edebiliyor. Ve evet, şu an Fizy’nin kapatılma kararını çok büyük bir kitle protesto ediyor. Tepkiler çığ gibi büyürken ben artık böyle büyük ve takdir gören bir projeye bir şirkete destek olalım noktasını geçmiş en azından önlerine taş koymayalım diye düşünüyorum ve umuyorum ki bu yanlıştan bir an önce geri dönülür.

Konu ile ilgili yapılan açıklamalara da burada yer vermek istiyorum;

Müyap başkanı Bülent Forta’nın dipnot.tv’ye yaptığı açıklama: http://www.dipnot.tv/YaziDetay.aspx?ID=3395

Fizy Kurucusu Ercan Yaris’in blogunda yaptığı açıklama: http://ercanyaris.com/blog/

MÜ-YAP’ın basın açıklaması: http://www.mu-yap.org/news.asp?NID=297

Picture 913

Vizeler Biterse Finaller Başlar.

5

Muhtemelen henüz farketmediniz ama ben buraya yazı yazıyorsam %99 ertesi gün sınavım var demektir. Bunun da bir çok sebebi olabilir aslında. Ders çalışmamak için kendime iş yaratıyor olabilirim, Ancak sınav zamanı yumurtayı hissedince blogu hatırlıyor olabilirim ya da benim sürekli sınavlarım oluyor olabilir. Tahmin edebileceğiniz gibi bugünkü konumuz son şıkkımız yani benim sürekli sınavlarımın olması. Tebrikler.

Bizim her dönem 2 vizemiz 1 de finalimiz oluyor bir çok üniversite gibi. Ne var ki bizim bölümümüz biraz aykırı olmayı sevdiği için vize haftası gibi bir uygulaması yok. Hadi vize haftası yok bari vize dönemi olsun, o da yok. Bizler bir dönemin 15 hafta sürdüğü ve 6 ders alan bir öğrencinin bu süre boyunca 12 sınava girmesinin gerektiği bir bölümde, ilk 7 haftadan sonra her haftayı iki sınavla geçiriyoruz. “Arada 2 haftalık eksiklik var, hemen yakaladım seni.” gibi bir çakallık yapmayın. Bunun en az bir haftası bayrama gidiyor,1 haftası da finallerden hemen önceki hafta zaten. Ha, sizin 6 değil 8 dersiniz varsa ben gibi zaman mekan kavramını unutur sadece sınava girip çıkarsınız.

Kullandığım fotoğrafı ders çalışmaya çalışırken çekmiştim bu arada. Kedim; uzun süre kalemlerimi atarak, notlarımı çekerek falan bana engel olmaya çalıştıktan sonra yorgun düşüp masamın üzerinde uyuyakalmıştı. Şu anda da masanın altında yatıyor zaten. Bu arada belirtmek isterim ki; evet, YARIN SINAVIM VAR!!

iett

Otobüs Şoförleri Çok Çılgın.

4

Çılgın bir otobüs şoförü ile sıradan bir günde sıradan bir otobüste yaşamanız muhtemel bazı olaylardan bahsedeğim size şimdi. Ha, ben bu yazıyı yazdıktan sonra benden haber alınamazsa bilin ki bahsi geçen çılgın amcalar beni bir yerlerde kıstırmıştır. Polise haber vermenize gerek yok ama, onlar da çok çılgın zira. (“Öyle demek istemedim memur bey. Bakın yanlış anlıyorsunuz.” yarın kurmam gerekecek muhtemel cümledir bu arada. Onu da buraya sıkıştırayım dedim.)

Önce çılgın bir otobüs şoförü gördüğünüzde yapmanız gereken 3 şeyden bahsedeyim;

1. O OTOBÜSE BİNMEYİN.

2. Diyelim ki geç farkettiniz ve otobüse bindiniz, otobüs körüklüyse arka tarafa ilerlemeyin. (sebebini birazdan anlayacaksınız.)

3. Diyelim ki hem otobüse bindiniz hem de arka tarafa ilerlediniz, (diyecek lafım kalmadı aslında size ama.) otobüsün keskin dönüşler yapacağını bildiğiniz yerlerde dönüş yönünün tersinde durun. Kafanız karıştırysa şöyle söyleyeyim; otobüs sağa dönecekse siz otobüsün sol tarafında durun. Önemli bakın bu, hayat kurtarır.

Uyarıları da yaptıktan sonra gönül rahatlığıyla “çılgın şoförlerle çılgın anılar” isimli kitabımın özetini buraya yazabilirim. Kitabı herkesin almasına gerek yok. Biriniz alın, kalanınız fotokopi çektirsin. Cilt yaptırmaz da zımbalatırsanız daha ucuza gelir, hatta bir kopya da fotokopiciye bırakırsanız bedavaya bile çektirebilirsiniz, hem ucuz hem kalitesiz olur.

Evet, düşünün ki hayattaki tüm amacınız an itibariyle mecidiyeköy’den beşiktaş’a gitmek ve hava yağmurlu. (hava yağmurlu demek mecidiyeköy-beşiktaş arasında ölümcül bir trafik var demek.) Üstelik siz 25dk’dır durakta en geç 20dk’da bir geçmesi gereken otobüsü bekliyorsunuz, parmaklarınızla hesap yapıp 25 nasıl 20′den küçük olur anlamaya çalışıyorsunuz. Tabii ki otobüs en sonunda geldi ancak şoför çılgındı. Nasıl mı anladım? Gözünden. Gözünden falan değil ya, körüğü çıkmış otobüsün. Arka taraf neredeyse iki teker üstünde gidiyor. Evet, maalesef ki ben şoförün çılgın olduğunu biraz geç farkettim. Yolcularla çılgın amca arasında geçen diyalogu aktarmak isterim ama;

- kaptan bu körükle nasıl gideceksin böyle?

+yolda çıkar belki zaten. çıkarsa devrilebilir gerçi. arkadan bir otobüs daha geliyordu, keşke ona binseydiniz.

- kaptan arka tarafta yolcular var yalnız? zaten otobüs pizza kulesi gibi olmuş.

+ evet, gördüm yolcuları. ehehehe. pizza kulesi di mi? körük çıkarsa gecikirsiniz yalnız gideceğiniz yere, keşke arkadan gelen otobüse binseydiniz.

Ya da bugün bindiğim bir şişli otobüsü konuşmalarına dönelim. Konu otobüsün durakta kapısını açmaması ve inecek olan teyzenin şoföre bağırıp durması. Ne var ki teyze ‘duracak’ düğmesine basmamış öyle kaptanın inecek olduğunu hissedip kapıyı açmasını bekliyor. Teyze indikten sonra kaptan ile muavini arasındaki konuşmalar da şöyleydi;

- oğlum teyze basmamış ki düğmeye, ben nerden bileyim. bağırıyor bir de deli.

+ abi aslında indirmeyecektin bir dahakine basmayı öğrenecekti.

- bastım diyor bir de. içinden basmıştır o. dışından basaydı burda lamba yanardı ben de kapıyı açardım.

İÇİNDEN BASMIŞTIR NE KAPTAN AMCA? seni çılgın seni.

Son günlerde toplu taşıma çok tehlikeli bir hale gelmeye başladı uyarmadı demeyin. Ayrıca anneciğim bu yazıyı okuyorsan buradaki ana fikir “araba istiyorum.” şeklindedir. Artık toplu taşınmak istemediğime karar verdim. Hem bana araba alırsak her hafta sonu pikniğe giderim, mangal yakarım ben. İyi olur bence.

yaralı stayla

Bakamayacağın Çocuğu Yapmasan İyiydi.

1

Şaşırtıcı ama gerçek. Bu hafta ayaklarımı uzatıp tv izleyeceğim toplamda 2saatim falan oldu. Aslında daha fazla vaktim olmuştur ama ben çok meşgul bir iş kadını olduğumdan kendime iş yarattım sonra da herkese “ay çok çalışıyorum.” diye dert yandım. Başka materyal yok elimde artislik yapabileceğim, ne yapalım.

Neticeye dönecek olursak; televizyonu izliyorum ağzım burnum kaymış vaziyette. Haberler açık, sayın bakanımız açıklama yapmış “Ekonomi genişledi, büyüdü, kocaman oldu.” diyerek (bana göre genişleyen şey bizim meshebimiz ama). Vatandaşa soruyorlar. “Sizce durum nedir?” Her zamanki pazar gezen teyzeler doğal olarak diyorlar ki “Herşeyin fiyatı artıyor ama cebimize giren para artmıyor. Zor geçiniyoruz.” Haklılar ne diyeyim. Annesi babası öğretmen biri olarak yakından görüyorum ki maaşlara yapılan zamlar domatese, pirince gelen zamlar karşısında resmen komik kalıyor. Her yıl insan ihtiyacı daha çok artıyor fakat daha az şey tüketilebiliyor.

Ama bir amca vardı ki bu haberde, beni benden aldı resmen. Açıklaması şöyleydi; “Ben askeri (asgari) ücret alıyorum, eşim de ev hanımı. 3 çocuğumuz var, onların okul masraflarını bile karşılayamıyorum.” Açıkçası aynı durumda bir çok aile olmasına rağmen benim aklım almıyor nasıl geçiniyorlar diye. Ancak sormazlar mı adama, senin madem tek maaşın var, ne diye yaptın o 3 çocuğu?

Çevremdeki ebeveyinlere baktığımda gördüğüm manzara akıllara zarar. %99′u çocuğun hayatını garantiye almayı ancak çocuk lise çağına geldiğinde akıl ediyor, iş işten geçmiş oluyor. Nasıl olsa büyür gider o çocuklar, herkesin çocuğu nasıl büyüyorsa değil mi? Değil işte. Öyle olsa her gün dalga geçtiğimiz bu apaçiler, emolar bu kadar çok olur muydu piyasada? Çocuğunuz ‘yaralı stayla’ olsun mu istiyorsunuz? Siz zaten olmuşsunuz memleketin kanayan yarası, ne diye çocuğunuza sıkıntı çektiriyorsunuz bir de?

Evet çocuklar çok güzel. Biliyorum bir ev dolusu yapmak istiyorsunuz ama hayatını garanti edebileceğinizden fazlasını yapmayın, ne olur? Sokaklar çocuk dolu, daha onlara sahip çıkamıyoruz. YAPMAYIN KARDEŞİM.

Siz Benimle Dalga mı Geçiyorsunuz.

6

Şaka falan değil bazen ciddi ciddi dalga geçtiğinizi düşünüyorum. En son bakkal hesabıyla ekonomi hakkında bir şeyler karalamıştım, çok geçmedi etrafta korsan ile ilgili yazılar haberler görmeye başladım. Biri çıkmış albümünün satılmamasından, insanların internetten ücretsiz albümü edinebilmesinden şikayet ediyor. Başka biri kitabı ile ilgili benzer sitemlerde bulunuyor. Tamam, kendi açınızdan haklısınız, emek veriyorsunuz karşılığını alamıyorsunuz vs. de bir de benim açımdan bakın bakalım nasıl oluyor.

Eskiden Cin Ali vardı, hatırlarsınız sanıyorum ki. Hah işte, şimdi de Cin Başak var gibi düşünün. Cin Başak babasından her ay belli bir miktar para almaktadır. Aldığı paranın yarısını ev kirasına, kalan parasının 3de 1ini evin sabit faturalarına, faturalardan kalan parasının tamamını da mutfak masraflarına yatırmaktadır. Cin Başak’ın geçinmek için elinde yalnızca geri ödemeli olarak aldığı devlet kredisi bulunmaktadır. Bu paranında 4de 1ini ulaşıma verdikten sonra kalan 4de 3üyle tüm giyim, kırtasiye vb. ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Okulda içeceği çay bile lüks saydığı takdirde Cin Başak ayda 1 orjinal kitap okuyup 1 sinema ya da tiyatro izleyip 1 de müzik cd’si edinebilmektedir. Bir üniversite öğrencisi olarak Cin Başak kendi gelişimi açısından geçtim ayda 1 kitap edinip okumayı ayda 4 kitabı bile yeterli görmemektedir. Sinema-Tiyatro ve Müzik ile ilgili olarak da benzer düşünceler içindedir.

Ben de istiyorum tabii ki insanların bir şeye emek verdikleri takdirde bunun karşılığını almasını ancak bir sinema biletinin 15 TL olması, bir kitap fiyatının 25 TL olması, bir müzik cd’sinin de 15 TL olması takdir edersiniz ki bu konudaki desteğimi engelliyor. Korsanla mücadele etmek isteniyorsa eğer benim tavsiyem insanlara kızmak yerine fiyatları insanların karşılayabileceği miktarlara çekmek.  Biraz gerçekçi olmak lazım.

Go to Top