tecrübeyle sabit.
Bakamayacağın Çocuğu Yapmasan İyiydi.
1Şaşırtıcı ama gerçek. Bu hafta ayaklarımı uzatıp tv izleyeceğim toplamda 2saatim falan oldu. Aslında daha fazla vaktim olmuştur ama ben çok meşgul bir iş kadını olduğumdan kendime iş yarattım sonra da herkese “ay çok çalışıyorum.” diye dert yandım. Başka materyal yok elimde artislik yapabileceğim, ne yapalım.
Neticeye dönecek olursak; televizyonu izliyorum ağzım burnum kaymış vaziyette. Haberler açık, sayın bakanımız açıklama yapmış “Ekonomi genişledi, büyüdü, kocaman oldu.” diyerek (bana göre genişleyen şey bizim meshebimiz ama). Vatandaşa soruyorlar. “Sizce durum nedir?” Her zamanki pazar gezen teyzeler doğal olarak diyorlar ki “Herşeyin fiyatı artıyor ama cebimize giren para artmıyor. Zor geçiniyoruz.” Haklılar ne diyeyim. Annesi babası öğretmen biri olarak yakından görüyorum ki maaşlara yapılan zamlar domatese, pirince gelen zamlar karşısında resmen komik kalıyor. Her yıl insan ihtiyacı daha çok artıyor fakat daha az şey tüketilebiliyor.
Ama bir amca vardı ki bu haberde, beni benden aldı resmen. Açıklaması şöyleydi; “Ben askeri (asgari) ücret alıyorum, eşim de ev hanımı. 3 çocuğumuz var, onların okul masraflarını bile karşılayamıyorum.” Açıkçası aynı durumda bir çok aile olmasına rağmen benim aklım almıyor nasıl geçiniyorlar diye. Ancak sormazlar mı adama, senin madem tek maaşın var, ne diye yaptın o 3 çocuğu?
Çevremdeki ebeveyinlere baktığımda gördüğüm manzara akıllara zarar. %99′u çocuğun hayatını garantiye almayı ancak çocuk lise çağına geldiğinde akıl ediyor, iş işten geçmiş oluyor. Nasıl olsa büyür gider o çocuklar, herkesin çocuğu nasıl büyüyorsa değil mi? Değil işte. Öyle olsa her gün dalga geçtiğimiz bu apaçiler, emolar bu kadar çok olur muydu piyasada? Çocuğunuz ‘yaralı stayla’ olsun mu istiyorsunuz? Siz zaten olmuşsunuz memleketin kanayan yarası, ne diye çocuğunuza sıkıntı çektiriyorsunuz bir de?
Evet çocuklar çok güzel. Biliyorum bir ev dolusu yapmak istiyorsunuz ama hayatını garanti edebileceğinizden fazlasını yapmayın, ne olur? Sokaklar çocuk dolu, daha onlara sahip çıkamıyoruz. YAPMAYIN KARDEŞİM.
Nerede O Eski Bayramlar.
2Her bayram olduğu gibi bu bayram da dedem bir ay önceden benim gelip gelmeyeceğimi sormaya başladığı için onu yalnız bırakmadım ve çoluk-çocuk, torun-torba ne varsa hep beraber dedemin yanına gittik. Her ne kadar biraz eskidiğimi hissetmiş olsam da bu bayram da her bayram olduğu gibi çok eğlendik. Kanıtlarla geldim.
Siz Benimle Dalga mı Geçiyorsunuz.
6Şaka falan değil bazen ciddi ciddi dalga geçtiğinizi düşünüyorum. En son bakkal hesabıyla ekonomi hakkında bir şeyler karalamıştım, çok geçmedi etrafta korsan ile ilgili yazılar haberler görmeye başladım. Biri çıkmış albümünün satılmamasından, insanların internetten ücretsiz albümü edinebilmesinden şikayet ediyor. Başka biri kitabı ile ilgili benzer sitemlerde bulunuyor. Tamam, kendi açınızdan haklısınız, emek veriyorsunuz karşılığını alamıyorsunuz vs. de bir de benim açımdan bakın bakalım nasıl oluyor.
Eskiden Cin Ali vardı, hatırlarsınız sanıyorum ki. Hah işte, şimdi de Cin Başak var gibi düşünün. Cin Başak babasından her ay belli bir miktar para almaktadır. Aldığı paranın yarısını ev kirasına, kalan parasının 3de 1ini evin sabit faturalarına, faturalardan kalan parasının tamamını da mutfak masraflarına yatırmaktadır. Cin Başak’ın geçinmek için elinde yalnızca geri ödemeli olarak aldığı devlet kredisi bulunmaktadır. Bu paranında 4de 1ini ulaşıma verdikten sonra kalan 4de 3üyle tüm giyim, kırtasiye vb. ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Okulda içeceği çay bile lüks saydığı takdirde Cin Başak ayda 1 orjinal kitap okuyup 1 sinema ya da tiyatro izleyip 1 de müzik cd’si edinebilmektedir. Bir üniversite öğrencisi olarak Cin Başak kendi gelişimi açısından geçtim ayda 1 kitap edinip okumayı ayda 4 kitabı bile yeterli görmemektedir. Sinema-Tiyatro ve Müzik ile ilgili olarak da benzer düşünceler içindedir.
Ben de istiyorum tabii ki insanların bir şeye emek verdikleri takdirde bunun karşılığını almasını ancak bir sinema biletinin 15 TL olması, bir kitap fiyatının 25 TL olması, bir müzik cd’sinin de 15 TL olması takdir edersiniz ki bu konudaki desteğimi engelliyor. Korsanla mücadele etmek isteniyorsa eğer benim tavsiyem insanlara kızmak yerine fiyatları insanların karşılayabileceği miktarlara çekmek. Biraz gerçekçi olmak lazım.
Ne Olacak Bu Memleketin Hali.
3Son zamanlarda yıl sonu – yıl başı durumu nedeniyle etrafta ülke ekonomisiyle ilgili çok fazla haber var. Bir kısmını dinliyorum-okuyorum bu haberlerin, çok kısmını ise görmemiş gibi yapıyorum. Dış borçtu, enflasyondu, altın yükselmişti, döviz düşmüştü… Açıkçası memleket meseleleriyle ne kadar ilgili olmak istesem de, bunu sevsem de ne bu tür şeyleri yeterince sık takip edebiliyorum ne de yorumlayacak kadar anlayabiliyorum. Annesinin emekli maaşına el koymuş bir öğrenci olarak takdir edersiniz ki beni en çok ilgilendiren maaşlara yapılan zamlar. Fakat onun da yeterli olup olmadığını anlamak gerçekten güç. Aslında değil de güçmüş gibi yapalım biz.
Ben şimdi bu tür karmaşık şeyler içine girmeden bakkal hesabı ile durumu değerlendirmeye çalışacağım, umarım başarılı olur. Öncelikle her evin bir geliri bir de gideri vardır genel olarak. Yaşam standartı değişmeden gelir gideri aynı oranda karşılıyorsa hayat güzel demektir diye düşünüyorum ben, fazlasında gözüm yok yani. Ev kiralarında bu yıl ya zam olmadı ya da çok düşük miktarda oldu. Elektrik-su vb. giderlere gelirsek; biz 2 öğrenci yaşıyoruz ve elektrik faturamız genelde 40tl civarında oluyordu geçen yıl. Son 2 aydır 50tlye çıktı. Kullanım açısından fark ise laptoplardan biri bozuk olduğu için hiç açılmıyor, televizyon ise daha sık açılıyor. Diğer faturalarda da benzer bir artış var, sadece internet faturamız sabit ki zaten interneti ciddi anlamda yüksek fiyatlardan kullandığımız düşünülürse bu da normal. Ev kirası ve faturalardan sonra mutfak alışverişi var tabii ki. Mutfak için yapılan alışverişlerde ise eskiden 2 haftalık pirinç-bulgur, sebze, meyve vb. mutfakta ihtiyaç olabilecek şeylerin çoğunu aldığım fiyatla şimdi ancak 1 haftalık masrafları karşılayabiliyorum. Üstelik tavuğu, kıymayı lüks sayarak yapılan bir alışveriş bu. Peki tüm bunların yanında bir emekli maaşına yapılan zam ne civarda diye sorarsanız size verecek bir cevabım yok açıkçası. Evimdeki yaşam şeklinde pek bir değişiklik olmadan masraflarım 3 haneli sayılar kadar artarken zam diye maaşa eklenen miktar 2 haneli bile saymakta zorluk çekeceğiniz bir sayı.
Ben ekonomiye bu kadar basit bakıyorum işte. Mezesiyle rakı sofrasını kurup bu tür meselelere çok daha fazla kafa patlatmak isterdim aslında, ancak hem meze malzemelerine hem de rakıya hatta rakıya atacağınız buza bile zam gelmiş.
Öğrencinin Mutfakta Pasta Börek Derdine Son.
7Sabah-akşam makarna yemeye son arkadaş. Sabah kahvaltı da ‘bi börek olaydı da yiyeydik.’ sızlanmalarına da son. Akşam oturmaya kızlar geliyor diye ‘ne yapsam da etkilesem?’ derdine de son. Evde televizyon izlerken ev arkadaşından ‘bak Mustafa’nın ev arkadaşı Serhat’a, ne güzel pasta börek yapıyor. biz çayı kuru kuru içiyoruz.’ azarını yemeye de son. Ha diyelim kek, poğaça yapmaya çalıştınız; mutfağın heryerini un etmeye, dağ gibi bulaşık çıkarmaya, kabardı kabarmadı diye strese girmeye de son. Alayına son valla.
Şimdi size dünyanın en yerinde buluşundan bahsediyorum, dikkatli okuyun burayı. MİLFÖY. Her yerde kolaylıkla bulabilirsiniz ve belki 7bin çeşit şey yapılabilirsiniz, tatlısından tuzlusuna hem de. Nasıl derseniz; temel olarak 3 aşamadan oluşuyor bu kısım. 1-Tatlı mı Tuzlu mu? 2-Dikdörtgen mi Üçgen mi Kare mi? 3-Mutlu Son
1. Tuzlu mu Tatlı mı?
a) Tuzlu: Seçimizi bu yönde yapmış olduğunuzu düşünürsek; beyaz peylirli kaşarlı vb., sosisli salamlı vb., ıspanaklı, patatesli… Hayal gücünüzle sınırlıyabiliriz sanırım bunları, üstelik beğendiğiniz ne varsa karıştırıp daha orjinal hale de getirebilirsiniz, denedim bir şey olmuyor. Kaşar peyniri ve sosis-salam soğuduğunda biraz değişik olabiliyorlar aslında ama diğerlerini bolca yapıp hem sabah kahvaltıda hem akşam çayın yanında yeme şansınız var.
b)Tatlı: Size tavsiyem bir kavanoz nutella almanız aslında. Yok derseniz; çukulata, fındık-fıstık ezmesi, meyveli içler de olur. Milföy, hamur olarak tatlı ya da tuzlu bir tada sahip olmadığı için çukulatalı vb. içlerle de gerçekten çok lezzetli oluyor. bir tatlı kaşığı ile kenarları kapanacak şekilde içi doldurmanız yeterli. Kenarları kapanmazsa eriyen çukulata veya fındık-fıstık ezmesi tepsinize yayılıp sizi hayattan soğutabilir.
2. Dikdörtgen mi Üçgen mi Kare mi?
Son olarak şekil açısından karar verin. Malumunuz kara şeklinde parçalar bunlar. İster bu kareyi ikiye katlayıp dökdörtgen bir şekil elde edin, isterseniz yine bu kare şekilden karşılıklı iki kenarı birleştirerek bir üçgen elde edin. Milföy hamurunun kabarması sebebiyle yemenin kolaylaşması için benim favorim kare parçalar. Önce büyük kare parçayı ikiye bölüp iki dikdötgen parça yapın ve sonra da içlerini doldurup bu dikdötgenleri ikiye kıvırın.
3-Mutlu Son
Bu iki kısmı tamamladığınızda muhtemelen üşeneceğiniz ufak bir noktaya gelirsiniz. Tuzluysa yumurta sarısı sürüp susam ya da çörek otu koyma, tatlıysa piştikten sonra pudra şekeri serpme. Bundan daha önemli bir noktaya gelirsek ‘kaç derecede kaç dakika’ sorusuna benim vereceğim anlamlı bir cevap yok. Henüz hiç önceden ısıtılmış 200 derecelik fırında 25 dakika pişirmedim herhangi bir şeyi. Keklerim bu yüzden de kabarmıyor olabilir tabii, neyse. Siz paketin arkasında bu konuda verilmiş bilgiyi kullanın derim ben.
Son olarak; Anneler de yapabilir. Annem bunu duyduğunda şaşırmıştı neden ben düşünemedim diye, umarım hala buraya nasıl yorum yazabileceğini bilmiyordur. Seni Seviyorum Anneciğim.
Dipçik Notçuğu; ‘Bizim fırınımız yok, biz ne yapalım?’ diyen öğrenci arkadaşlarım da gidip kendilerine fırın alsın. Yoksa makarna yiyin derdim ama fırın yoksa fırında makarna bile yapamazsınız.
Zombieland’i Gördüm.
122 Aralık Salı akşamı ‘Zombieland‘ özel gösterimindeydik. Ben oldukça taze bir blog yazarı olduğum içindir sanırım Berna Mutlu Aytekin‘in davetiyesini bana devretmesi üzerine bu özel gösterime katılma şansı yakaladım. Kendisine öncelikle gösterime katılamama sebebi olan hastalığı için geçmiş olsun diyorum, sonra da kendisine ve küçük sevimli mikroplarına teşekkür ediyorum. Hasta olduğuna sevinmedim tabii ama gösterime katılmamda o mikropların payı büyüktür, emeğe saygı bir yerde.
Filme gelecek olursak, tipik zombi filmlerinden biraz daha fazlası vardı filmde. Dünya üzerinde kalmış muhtemelen son 4 insanın bir araya gelmesini anlatıyor. Genel film klasiklerine gerekli saygı gösterilmiş, tüm klişelerle bir bir dalga geçilmiş. Ayrıca film sizi tipik zombiler nasıl ortaya çıkıyor, dünyayı kurtarmak için ne yapılmalı vb. sorularla uğraştırmıyor, insanların %99.99′u çoktan zombi olmuş zaten.
Konuyla ilgili tek açıklama deli dana hastalığının ortaya çıktığı, sonra deli dana hastalığının deli insan hastalığına, bu hastalığın da deli zombi hastalığına dönüştüğü yönünde. Merak etmeyin ama film de böyle bir durum başınıza gelirse hayatta kalmak için uymanız gereken kurallardan da bahsediliyor, uymazsanız neler olacağı da şekiller üzerinde gösteriliyor. Eğitici tarafları da var yani. 88dk kesinlikle duvarların üstünüze geldiğini düşünmeden gerçek anlamda eğlenerek izleyebileceğiniz bir film. IMDB‘den aldığı 8.0 puanı da gerçekten hakettiğini söyleyebilirim, vakit ayırabilirseniz mutlaka sinemada izleyin. Ve unutmayın önce şişmanlar gider!
dipçik notçuğu: palyaçolara çok ama çok dikkat edin!






Recent Comments