uydurdum.

hepsini ben uydurdum.

iett

Otobüs Şoförleri Çok Çılgın.

4

Çılgın bir otobüs şoförü ile sıradan bir günde sıradan bir otobüste yaşamanız muhtemel bazı olaylardan bahsedeğim size şimdi. Ha, ben bu yazıyı yazdıktan sonra benden haber alınamazsa bilin ki bahsi geçen çılgın amcalar beni bir yerlerde kıstırmıştır. Polise haber vermenize gerek yok ama, onlar da çok çılgın zira. (“Öyle demek istemedim memur bey. Bakın yanlış anlıyorsunuz.” yarın kurmam gerekecek muhtemel cümledir bu arada. Onu da buraya sıkıştırayım dedim.)

Önce çılgın bir otobüs şoförü gördüğünüzde yapmanız gereken 3 şeyden bahsedeyim;

1. O OTOBÜSE BİNMEYİN.

2. Diyelim ki geç farkettiniz ve otobüse bindiniz, otobüs körüklüyse arka tarafa ilerlemeyin. (sebebini birazdan anlayacaksınız.)

3. Diyelim ki hem otobüse bindiniz hem de arka tarafa ilerlediniz, (diyecek lafım kalmadı aslında size ama.) otobüsün keskin dönüşler yapacağını bildiğiniz yerlerde dönüş yönünün tersinde durun. Kafanız karıştırysa şöyle söyleyeyim; otobüs sağa dönecekse siz otobüsün sol tarafında durun. Önemli bakın bu, hayat kurtarır.

Uyarıları da yaptıktan sonra gönül rahatlığıyla “çılgın şoförlerle çılgın anılar” isimli kitabımın özetini buraya yazabilirim. Kitabı herkesin almasına gerek yok. Biriniz alın, kalanınız fotokopi çektirsin. Cilt yaptırmaz da zımbalatırsanız daha ucuza gelir, hatta bir kopya da fotokopiciye bırakırsanız bedavaya bile çektirebilirsiniz, hem ucuz hem kalitesiz olur.

Evet, düşünün ki hayattaki tüm amacınız an itibariyle mecidiyeköy’den beşiktaş’a gitmek ve hava yağmurlu. (hava yağmurlu demek mecidiyeköy-beşiktaş arasında ölümcül bir trafik var demek.) Üstelik siz 25dk’dır durakta en geç 20dk’da bir geçmesi gereken otobüsü bekliyorsunuz, parmaklarınızla hesap yapıp 25 nasıl 20′den küçük olur anlamaya çalışıyorsunuz. Tabii ki otobüs en sonunda geldi ancak şoför çılgındı. Nasıl mı anladım? Gözünden. Gözünden falan değil ya, körüğü çıkmış otobüsün. Arka taraf neredeyse iki teker üstünde gidiyor. Evet, maalesef ki ben şoförün çılgın olduğunu biraz geç farkettim. Yolcularla çılgın amca arasında geçen diyalogu aktarmak isterim ama;

- kaptan bu körükle nasıl gideceksin böyle?

+yolda çıkar belki zaten. çıkarsa devrilebilir gerçi. arkadan bir otobüs daha geliyordu, keşke ona binseydiniz.

- kaptan arka tarafta yolcular var yalnız? zaten otobüs pizza kulesi gibi olmuş.

+ evet, gördüm yolcuları. ehehehe. pizza kulesi di mi? körük çıkarsa gecikirsiniz yalnız gideceğiniz yere, keşke arkadan gelen otobüse binseydiniz.

Ya da bugün bindiğim bir şişli otobüsü konuşmalarına dönelim. Konu otobüsün durakta kapısını açmaması ve inecek olan teyzenin şoföre bağırıp durması. Ne var ki teyze ‘duracak’ düğmesine basmamış öyle kaptanın inecek olduğunu hissedip kapıyı açmasını bekliyor. Teyze indikten sonra kaptan ile muavini arasındaki konuşmalar da şöyleydi;

- oğlum teyze basmamış ki düğmeye, ben nerden bileyim. bağırıyor bir de deli.

+ abi aslında indirmeyecektin bir dahakine basmayı öğrenecekti.

- bastım diyor bir de. içinden basmıştır o. dışından basaydı burda lamba yanardı ben de kapıyı açardım.

İÇİNDEN BASMIŞTIR NE KAPTAN AMCA? seni çılgın seni.

Son günlerde toplu taşıma çok tehlikeli bir hale gelmeye başladı uyarmadı demeyin. Ayrıca anneciğim bu yazıyı okuyorsan buradaki ana fikir “araba istiyorum.” şeklindedir. Artık toplu taşınmak istemediğime karar verdim. Hem bana araba alırsak her hafta sonu pikniğe giderim, mangal yakarım ben. İyi olur bence.

 

Genç Kızın Dramı.

2

İstanbul dün akşam şaşkınlık yaratan ve gözlerden yaş getiren (gülmekten de olabilir, bu konuda elimizde kesin bir bilgi yok.) bir olayla çalkalandı. Son günlerde sıcaktan bir türlü rahat uyuyamayan ve gündüzleri de verimli çalışamayan B.S.(21) dün akşam saatlerinde muhtemelen bir öğrencinin bir ayda bulup da yiyemeyeceği kadar kırmızı eti tükettikten sonra metroya binerek evine dönmeye karar verdi.

Aslen Antalyalı olduğu fakat damarlarında Konya esintileri de taşıdığı bilinen B.S.(21) Levent-Taksim metrosunda klimaların da amansız etkisiyle birden zekice bir fikir bulduğunu zannetti. Görevlileri atlatarak geceyi metroda geçirmeye karar veren genç kız plan yaparak saklandı. Fakat çok geçmeden yakalandı ve tüm “evim çok sıcak, lütfen beni göndermeyin.” yalvarmalarına karşı görevliler tarafından dışarı çıkartıldı.

Sıcağın ve başarısızlığın etkisiyle artık iyice ipin ucunu kaçıran B.S.(21) bu kez de Mecidiyeköy Meydanı’ndaki banklarda yatmaya karar verdi. Gelen geçenin garip bakmasına aldırmayan genç kız çok geçmeden esnaf amcalar tarafından motorlu, kaslı olması beklenen ama biri göbekli biri çırpı gibi iki polise şikayet edildi. Polisler banktan kaldırıp evine gitmeye ikna etmeye çalıştıkları genç kızın  “nezarethaneleriniz klimalıysa beni bugünlük misafir edebilir misiniz?” sorusuyla şaşkına döndü. Tüm itirazlarına rağmen B.S.(21) bu konudaki ısrarlarını sürdürünce polisler çareyi kızı zorla evine bırakmakta buldu. Bu drama seyirci kalamayan polisler yolda giderken bari arabanın klimasını açtı da genç kız rahat bir yolculuk geçirdi.

B.S.(21) daha sonra arkadaşlarımıza yaptığı açıklamada “Hava çok sıcak. Beyin bedava. Ben gerekeni yaptım.” dedi.

bahriye

Bahriye Dön Geri Seni Çok Özledim.

0

Herşey Bahriye’nin Friendfeed’deki “valiz toparlamacaaaaaa (bunu yazmak istemiştim, evet.)” feed’i ile başladı.

Duyanınız, bileniniz vardır; Turkcell Teknoloji’ye staj başvurusunda bulunmuştum Nisan ayında. İlk elemeydi, ikinci elemeydi, teknik görüşmeydi falan derken bugün açıklanır yarın açıklanır belirsizlikleri ile 7 Temmuz’a kadar mevzu uzadı da uzadı. Yanlış hatırlamıyorsam Haziran’ın 10′unda sınavları biten ben 7 Temmuz’a kadar vaktim olduğu halde hiçbir yere gidemedim, evet. Sonrasında da zaten zamanım kalmamıştı bir an önce staja başlamam gerekiyordu ben de beyin bedava olduğundan gerekeni yaptım. Neden bilmiyorum, Bahriye bunu yazınca ben böyle bir gerildim, kıskandım, çirkinleştim, diş biledim kendisine. Ben gidemiyorsam o da gitmesin istedim. Evet, tanıdıklarımın çoğu tatilde şu an ama Bahriye gitmesin banane.

Tabii Bahriye benim ne pis bir insan olduğumu bilmez. Siz de bilmezsiniz muhtemelen ama öğreneceksiniz. Tatile gitti lafta, FF’ten ne takip ettiysem yazıyorum buraya valla, yalanım yok. İlk günü şöyle özetledi bize Bahriye; “Otobanda bile trafik var..” “Aksiliklerle başladık =( Araba bozuldu da biraz canımız sıkıldı.” “Parası ödenmiş elektriği kesebilen çınarcık belediyesine kocaman bi alkış! Tatile inanılmaz epik bi fail ile başlamış olduk.. Deepfreeze’in erimesi sonucu, balıklar kokmuş.. evde durulacak gibi değildi. Sonra dedik ki, “dedeme gidip kalalım”.. Eee tam arabaya bindik, marş’ta tık yok çalışmıyor araba. Bu sabahki planım tamamen plaja damlamak iken, sabah erkenden gelip, mis kokulu evimizi temizlemek olarak değişti.. Sözde tatildeyim ama öldüm bugün. Literally.” Sonraki günlerde de öğrendiğim kadarıyla ayağını İstiridye kabuğu kesmiş, Pazar günü laptop adaptörünün power kablosu kısa devre yapmış, bir arada denize deniz anası gelmiş kısa bir süre denizden mahrum kalmış.

Bahriye’ye soracak olursak, tatil herşeye rağmen güzel. Kuşlar, böcekler, deniz, kum, güneş falan. Ah Bahriye ah. Gördüklerin göreceklerinin teminatı. Daha başına neler gelecek senin beni bırakıp gittin diye. Gitme dedim, madem gittin dön dedim. “BAHRİYE DÖN GERİ SENİ ÇOK ÖZLEDİM.” Bile dedim. Sonra başıma bir şey gelirse senden bilirim diyorsun. Şimdi sor bana kendi çapımda tatilini mahvettim diye pişman mıyım; yööö, hiç de bile.

Benim Kedi Eve Kız Atmış.

3

Yaklaşık 20 gün kadar önce yeni evime taşındım, bir çoğunuz duymuş ya da görmüşsünüzdür. (Bu da beni ne kadar az kişinin okuduğunun ispatı tabii bir yerde.) Alışkanlıklardan vazgeçmek zordur malumunuz; ben doldurulması günler alan ağır koliler, fermuarları zor kapanan valizler, etrafta uçuşan yatak-yorganlar ve kırıldı kırılacak korkusuyla ömrümden ömür götüren bardak-çanaklar eşliğinde en büyük alışkanlığımdan vazgeçtim. Ama başlıktan da anlaşılacağı gibi amacım nasıl yorulduğum, bittiğim, tükendiğim konusunda serzenmek değil pek. Yine de yaptım, o ayrı.

Benim kedi sanıyorum 3 aydır falan benimle, Berrin daha iyi bilir tarihi. Küçük bir operasyon geçirttik kendisine, büyük bir alışkanlığından vazgeçti o da. Dalga geçtim hatta bir süre “Oğlum senin için şöyle böyle diyorlar.” diye, anlamadı pek ama. Yeni evimize taşınınca evin giriş katında olmasından faydalandı, bana ‘şöyle böyle’ olmadığını ispatlamaya çalıştı sıpa. Diğer evde de bir kaç taşkınlığı olmuştu ama poşetleri parçalamak, orayı burayı tırmalamak gibi normal karşılanacak şeylerdi.

Oturma odasındaydım bugün, mır mır ses etti içerden bana sesleniyor sandım. (Evet, yalnız yaşamak tahmin ettiğinizden de zor.) Gittim yatak odasına, ne görsem iyi. Bizimki almış bir sokak kedisini içeri, ona mır mır ediyor sıpa. Kovaladım hemen pis, ahlaksız, utanmaz sokak kedisini; terlik salladım arkasından, “Ağzını yırtarım senin. Görmeyeceğim seni bir daha oğlumun etrafında.” diye bağırdım falan tabii, geri durmadım. Sonra aldım bizim oğlanı anlatmaya çalıştım; “Bak,” dedim.”Sokak kadını o. (sokak kedisi ve dişi sonuçta) Hastalık kaparsın, Allah korusun. Hem o senin mamanın peşinde, kandırıyor seni. Eller kıymet bilmez annem.” Üzüldü tabii bizimki, “Seviyorum.” der gibi baktı, hızımı alamadım devam ettim ben de. “O dedim sokaklarda yatıyor bak, sen de mi onunla gideceksin? Burada rahatın yerinde, sokakta yaşıyamazsın sen.” dedim. “Aşkla karın doymuyor oğlum; kaç gün açta, açıkta durabileceksin?” dedim. İyice oğlunun Rus kızla evlenmesini engellemeye çalışan kaynana modeline büründüm böyle. “Ama sen de babam için böyle düşünseydin şimdi ben olmazdım” der gibi baktı, yanlış anlamadıysam. Nereden öğreniyorsa bu lafları. Evlatlık olduğu gerçeğini anlattım ben de. Kromozomlardan falan bahsettim biraz, hangi hayvan türüyle çiftleşirsem çiftleşeyim zaten ortaya bir kedi çıkamaz demeye getirdim olayı. Bu kısmı anladığı konusunda biraz şüpheliyim ama. Acısıyla yalnız bıraktım zaten sonra da.

Şimdi konuşmuyoruz, tavır yapıyor bana aklınca. Az önce mutfak camına bir baktım, bu kez iki kediyi birden sokmaya çalışıyor. Az öteye mama attım o kediler için, baktım bizimkini sattılar hemen mamaya gittiler. “Anladın mı şimdi yarım akıllı?” dedim bir de üstüne. Somurtmuş, patates gibi yatıyor salonun penceresinde şimdi. Az burnu sürtsün bakalım.

 

Lacoste.

7
A: Cidden ya, yer çekimi olmasaydı dünya nasıl bir yer olurdu ki?
B: Kimse balkonda uyuyamazdı mesela bence. Sabah Mısır’da falan uyanma ihtimalin var sonuçta, rüzgar ne yöne eserse artık.
A: Vize derdi kalmazdı yani.
C: Kuşlar gibi olurduk aslında, güzel olabilirdi, istediğimiz her yere gidebilirdik.
B: Su içerken her defasında üstüme dökme derdim olmazdı en azından.
B:Yine de ben hala Mısır’da uyanma kısmındayım. Annem bir yere gitmeyeyim diye beni yatağa bağlayabilir sonuçta.
A: Yatak nerde olacak o durumda?
C: Kediler falan da uçabilirdi mesela o durumda. Kedilerle birlikte uçardık.
B: Eğlenceli bildiğin.
A: Timsahlar da uçardı ama. Ozaman eğlenceli olmazdı ama işte. Her yer lacoste olurdu.
B: Besin zincirinin parçası olmak da önemli aslında.
C: Yer çekimi baya hoş bence.
 

Biz Et Yemeğine Limon Sıkıyoruz.

11

Nerede eski bayramlar merak ettim sormak için arifeden dedemin yanına gittim.

Bir çok insan gibi ben de ailemin normalden biraz daha anormal olduğunu düşünüyorum. Perşembe günü, bayram arifesinden gidince dedemin evine İstanbul’dan gelmiş artiz torun olarak ‘ben Kurtlar Vadisi izleyeceğim’ dedim mesela. Sonuçta 1′e 8 ben kazandım vadi izledik, diktatörmüşüm, babam dedi. IMG0980AAyrıca babam hasta olmuştu, dedemlere gidince herkes babana çok benziyorsun dedi ben de hasta oldum. Bir de köye gelmeden halalarımdan biri babama “3 şey söyleyeceğim abi sana.” dedi. Sırayla; “Süleyman’a söyle zeytini toplasın.”, “Süleyman zeytini toplamayacaksa bana haber versin.”, “Annemlerin bayramını kutluyorum.” Bildiğin değişik bence.

Kurban Bayramı olunca teke kesti dedem zaten. IMG0984AKulaklarıyla oynadım biraz, sonra böbreklerini yedim. Akşam da babaannem et yemeği yapmıştı, yanına pilav yapıver dedi. Yaptım ben pilav, bence pilava pek benzemedi ama herkes beğenmiş gibi yaptı. Bir de dedem sofradaki pilav tabaklarından birini alıp yanına koydu yemeğe başlamadan, kalkarken de pilava yumruğunu basarak kalktı yerden. Neden yaptın diye sordum çok sertti dedi, oysa fazla yumuşaktı pilav basbayağı yanlışlıkla soktu elini pilava işte. Eklemek istediğim bir şey var ayrıca, BİZ ET YEMEĞİNE LİMON SIKIYORUZ. Daha doğrusu dedem sıkıyor biz de mecburen öyle yiyoruz. Umarım bu zaten garip bir şeydir, sadece ben garipsiyor olmak istemiyorum.

Tolga‘ya nar topladım bahçeden, decantee narlar gelin olmuştur demişti ama ben buldum ağaç topladım. Zaten bayramlıklarımla bahçede çekilmiş resmimi de ekledim. Dönerken Başar‘a da muska lokum aldım Elmalı’dan, bisküvinin arasına koyup yesin diye. Kafama 2 şey takıldı, onları da not aldım. Mantıklı açıklamalar bulursam buralardan okursunuz. OH MİS.

Go to Top