216377905

Fizy Hakkında.

0

Haberi olmayan kalmamıştır diye düşünüyorum artık. Ama tekrar etmekte fayda var; dun Mashable ödüllerinde ilk 3′e kalarak ülkemiz adına 6 ocak’ta ödül alacak olan Fızy, MÜ-YAP’ın başvurusu sonucu mahkeme kararı ile kapatıldı. Fizy; hepimizin bildiği gibi dünya çapında kullanılan, hayatımızda fazlasıyla yer etmiş, müzik arama motoru olarak adlandırılabılır bir internet sitesi, başarılı bir Türk projesidir. Mashable ödülleri bu noktada bence oldukça önemli. Zira dünyanın en prestijli internet ödüllerinden biri. Ne var ki biz bugun kendini ispatlamış, dünya çapında başarıya ulaşmış bir projeye sahip çıkamıyoruz. Destek olmadığımız gibi baltalıyoruz. Değişen dünya düzenine karşı ayak direyerek yanlış kararlar veriyoruz. Sitenin kapatıldığı saniyelerden itibaren internet üzerinde herkes bu konudan bahsediyor, mutlaka siz de denk gelmişsinizdir. Evet, değişen dünya düzeninde insanlar artık protesto için sadece meydanlara çıkmıyor. Artık internet üzerinden herkes rahatça fikrini belirtiyor ve istediği konuyu istediği an protesto edebiliyor. Ve evet, şu an Fizy’nin kapatılma kararını çok büyük bir kitle protesto ediyor. Tepkiler çığ gibi büyürken ben artık böyle büyük ve takdir gören bir projeye bir şirkete destek olalım noktasını geçmiş en azından önlerine taş koymayalım diye düşünüyorum ve umuyorum ki bu yanlıştan bir an önce geri dönülür.

Konu ile ilgili yapılan açıklamalara da burada yer vermek istiyorum;

Müyap başkanı Bülent Forta’nın dipnot.tv’ye yaptığı açıklama: http://www.dipnot.tv/YaziDetay.aspx?ID=3395

Fizy Kurucusu Ercan Yaris’in blogunda yaptığı açıklama: http://ercanyaris.com/blog/

MÜ-YAP’ın basın açıklaması: http://www.mu-yap.org/news.asp?NID=297

Picture 913

Vizeler Biterse Finaller Başlar.

5

Muhtemelen henüz farketmediniz ama ben buraya yazı yazıyorsam %99 ertesi gün sınavım var demektir. Bunun da bir çok sebebi olabilir aslında. Ders çalışmamak için kendime iş yaratıyor olabilirim, Ancak sınav zamanı yumurtayı hissedince blogu hatırlıyor olabilirim ya da benim sürekli sınavlarım oluyor olabilir. Tahmin edebileceğiniz gibi bugünkü konumuz son şıkkımız yani benim sürekli sınavlarımın olması. Tebrikler.

Bizim her dönem 2 vizemiz 1 de finalimiz oluyor bir çok üniversite gibi. Ne var ki bizim bölümümüz biraz aykırı olmayı sevdiği için vize haftası gibi bir uygulaması yok. Hadi vize haftası yok bari vize dönemi olsun, o da yok. Bizler bir dönemin 15 hafta sürdüğü ve 6 ders alan bir öğrencinin bu süre boyunca 12 sınava girmesinin gerektiği bir bölümde, ilk 7 haftadan sonra her haftayı iki sınavla geçiriyoruz. “Arada 2 haftalık eksiklik var, hemen yakaladım seni.” gibi bir çakallık yapmayın. Bunun en az bir haftası bayrama gidiyor,1 haftası da finallerden hemen önceki hafta zaten. Ha, sizin 6 değil 8 dersiniz varsa ben gibi zaman mekan kavramını unutur sadece sınava girip çıkarsınız.

Kullandığım fotoğrafı ders çalışmaya çalışırken çekmiştim bu arada. Kedim; uzun süre kalemlerimi atarak, notlarımı çekerek falan bana engel olmaya çalıştıktan sonra yorgun düşüp masamın üzerinde uyuyakalmıştı. Şu anda da masanın altında yatıyor zaten. Bu arada belirtmek isterim ki; evet, YARIN SINAVIM VAR!!

yapboz

YapBoz.

3

Hayal Edin.

Genç denilebilecek yaşta parlak bir kariyere sahip bir hukukçu, bir bölge savcısısınız. İşinizde gerçekten iyisiniz, iş yerinizde hemen herkes size büyük saygı duyuyor hatta imreniyor. Oldukça başarılı bir evliliğiniz var. Gerçekten sizi seven ve birlikte mutlu olduğunuz bir eşiniz, uyumlu ve zeki bir oğlunuz.. Herşey mükemmel bir tablo gibi..

Ne yazık ki bu mutlu fotoğraf da bir gün dışarıdan atılan bir taş parçasıyla paramparça olacaktır. Bir gün sabah uyanırsınız ve oğlunuz ateşler içindedir. Hastalığı ile baş etmeye çalışırken anlarsınız ki oğlunuz konuşmayı kesmiş, kendi dünyasına gömülmüştür. İçinize bir şüphe düşer, siz o şüphenin peşine düşersiniz ve oğlunuzun cinsel tacize uğradığı ortaya çıkar.

Bu noktadan sonra suç, ceza, yargı, adalet kavramları bir hukukçu olmanıza rağmen kafanızda birbirine girer. Belki de neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayıramaz hale gelirsiniz. Önce kimi suçlayacağınızı bilemezsiniz, oğlunuz babası bile gözünüzde bir çocuk tacizcisi olabilir. Oğlunuzdan binbir zorlukla ipuçları almaya çalışırsınız ve sonunda tek bir kelime ile bir sonuca varırsınız. Siz daha önce defalarca benzer olaylar görmüşsünüzdür ve bilirsiniz ki bir şeyler yapmazsanız sanık sandalyesinde oturan o adam yarın serbest bir şekilde dolaşacaktır. Oğlunuz için aslında masum olan bir adamı mahkeme salonunda öldürürsünüz.

Artık çok geç olmadan kendinizi toparlamanız, oğlunuzun bu travmayı atlatmasına yardım etmeniz, dağılmakta olan evliliğinizi kurtarmanız ve bu işin gerçek sorumlusunu bularak gerçek adalete teslim etmeniz gerekmektedir. Ne var ki artık sizin için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.. O fotoğraf çoktan paramparça olmuştur..

İşte Jodi Picoult, ‘YapBoz’ isimli romanında size tam da bu anlattıklarımı yaşayan Nina Frost’un hissettiklerini hissettirmeye çalışıyor. Sizi ve bakış açınızı değiştirebilecek bir kitap.

tavuk928tw9xx

Tavukların Hiç Ölmediğini Düşünsenize.

6

Zaman zaman çok acıkıyorum. Bunun uzun süre bir şey yememekle alakası olduğu kadar açlık sonunda yenecek yemekle de alakası var bence. Şöyle ki sabahtan akşama bir şey yemediysem ve akşam yiyeceğim şey mısır gevreğiyse kendimi aç hissetmem. Ancak öğlen dahi yemek yemişken akşam yemeğinde tavşan rosto, portakallı ördek gibi ne olduğu belirsiz ama iştah açıcı isimde bir yemek varsa işin rengi değişir.

Yine böyle delicesine acıktığım günlerden birinde aklıma geldi, 1.sınıfta yurtta kalırken ayda 1-2 kez tavuk isterdik yurda. Genellikle öğrenim kredisi yattığı ve/veya anne-babanın maaşının yattığı günlerde tekrarlanan bu eylem ucuz diye fasülyeli pilav yemekten içinde pirinç ağacı büyümüş bizler için bildiğin bayram havası yaratırdı. Bayram derken şaka değil, tavuk söyledik diye horon teptiğimizi bilirim. Yaa ne acılar çektik biz gençken.. Hala öğrencisin şimdi neden öyle değil derseniz size sadece akıllandım derim. Arkadaş saf mıydık neydik elde avuçta ne var gider ayakkabı çanta falan alırdık. Neyse, gençlik işte.

Şey diyecektim asıl. Şimdi ben tavuğu çok severim. Bana verseler tavuğu sabah kahvaltı da dahil her öğün yerim. Bu biraz abartı oldu sanırım ama ne demek istediğimi anladınız siz. Hal böyleyken geçen gün düşündüm; ya tavuklar ölümsüz olsaydı. Kafasını kestiğiniz halde ortalıkta çılgıncasına koşuşturan tavuklar mesela ya da zombi olarak geri uyanan mor siyah arası bir renkte tavuklar. Acayip olurdu bayağı. Tabii işin bir de şu boyutu var; bir daha tavuk sote yiyemeyiz, tavuk kanat yiyemeyiz, tavuk burger falan yalan zaten, şinitzel mi neyse o da yok, ciğer de yiyemeyiz, çevirme tavuk da yok, KFC batar gider bildiğin (gerçi onların tavukları 6 bacaklı, belki onlar ölümlü olur.), kırmızı etin kilosu yakında zaten bir araba parası olacak bu durum da araba değil ev parası olur. Düşünmesi bile kötü.

Neyse uzun lafın kısası tavuklar iyi ki ölümlü. İyi ki ölümlüler ve ölüyorlar ki biz onları yiyebiliyoruz. KARNIM ACIKTI.

door_bell_II_by_heckenschwein

Kapı Zili İkilemleri.

4

Esasen tahmin ediyorum ki hemen herkesin başı kapı zilleriyle en az bir kez belaya girmiştir. Özellikle ilk kez önünde dikildiğiniz bir kapının ziliyse başınızın belaya girdiği vay halinize diyorum. İnsan kendisini şu televizyondaki uyduruk yarışma programlarından birinde zanneder valla. Neyse, netice olarak bugün de kapı zili maceralarından bahsedeceğim.

Özellikle Türk halkının “aman adımızı sanımızı bilmesinler” paranoyası sebebiyle kapı zillerinde maalesef ki genellikle isim soyisim yazmaz. O ev öğrenci eviyse “The Apachi House”, “The Party House” ya da “Çöp Ev” benzeri isimleri zilde bulmak mümkündür. Bu takma isimlerde yeterli ayırt edicilik sağladığı için ‘buna da şükür’ diyorum.

Asıl sıkıntıya gelecek olursak da şu kapı numaralarının zillere yazılmaması beni öldürüyor. Hadi isim yazmadınız anladık da kapı numarasını neden yazmazsınız? 40 daireli apartman, kapı ağzında aydınlanmam mı yaşamam lazım doğru zili bulmak için? Zaten elektrikçiler de otobüs şoförleri kadar çılgın. 1 numaranın zilini ortada bir yere, 2′yi aşağıya, 3′ü de yukarıya bağlayabiliyorlar o sıralı zil bloklarında. Bu sebepledir ki tüm öğrenciler arkadaşlarına gittiklerinde “kapıyı aç.” ya da “kapı” gibi mesajlar atmak durumunda kalırlar dış kapının da dışında. Tabii bu arada yüksek giriş diye tabir edilen 1. kat mı giriş kat mı belli olmayan yerde ikamet eden ve mütemadiyen camda oturan yaşlı teyzeyle göz göze gelmemeye çalışırlar. Hayat zor.

Bir de anahtarınızı unutmanız durumu vardır ki herkesin hayatında en az bir kez yaşaması gereken bir tecrübedir. Dış kapıda yaşanacak olan adrenalin hiçbir şey de yoktur. (Evet Ahmet, bu laf sana.) Bugün tecrübe ettim o adrenalini kendi adıma. Öncelikle hangi dairenin ziline bassak bize kızmaz düşüncesi hakim olur bünyeye, ne var ki o kızmayacak komşular bu durumlarda hiç evde olmazlar. Sonralıkla mühendis zekası konuşturulmak durumunda kalır zira hangi zile bassak yakalanmadan daire kapısına ulaşırız düşüncesi en musluklu havuz probleminden bile daha serttir. Asansörsüz bir binada kaçarı yoktur ziline basılan komşuya yakalanmanın ancak bina asansörlüyse yaşadınız. Yalnız bu noktada kattaki tek daire sizinse bir alt veya bir üst katta asansörden inmek lazımmış ki kimlik açık edilmesin. Vallahi de hayat zor.

Sonuç olarak sayın zilleri bağlayan elektirikçiler, adam gibi bağlayın şu zilleri ve siz apartman sakinleri şu zillerinize adam gibi adınızı soyadınızı yazın. Ayrıca anahtarınızı gerekiyorsa boynunuza asın ama mütemadiyen taşıyın. Yoksa “bu da böyle bir anımdır.” demek zorunda kalırsınız.

iett

Otobüs Şoförleri Çok Çılgın.

4

Çılgın bir otobüs şoförü ile sıradan bir günde sıradan bir otobüste yaşamanız muhtemel bazı olaylardan bahsedeğim size şimdi. Ha, ben bu yazıyı yazdıktan sonra benden haber alınamazsa bilin ki bahsi geçen çılgın amcalar beni bir yerlerde kıstırmıştır. Polise haber vermenize gerek yok ama, onlar da çok çılgın zira. (“Öyle demek istemedim memur bey. Bakın yanlış anlıyorsunuz.” yarın kurmam gerekecek muhtemel cümledir bu arada. Onu da buraya sıkıştırayım dedim.)

Önce çılgın bir otobüs şoförü gördüğünüzde yapmanız gereken 3 şeyden bahsedeyim;

1. O OTOBÜSE BİNMEYİN.

2. Diyelim ki geç farkettiniz ve otobüse bindiniz, otobüs körüklüyse arka tarafa ilerlemeyin. (sebebini birazdan anlayacaksınız.)

3. Diyelim ki hem otobüse bindiniz hem de arka tarafa ilerlediniz, (diyecek lafım kalmadı aslında size ama.) otobüsün keskin dönüşler yapacağını bildiğiniz yerlerde dönüş yönünün tersinde durun. Kafanız karıştırysa şöyle söyleyeyim; otobüs sağa dönecekse siz otobüsün sol tarafında durun. Önemli bakın bu, hayat kurtarır.

Uyarıları da yaptıktan sonra gönül rahatlığıyla “çılgın şoförlerle çılgın anılar” isimli kitabımın özetini buraya yazabilirim. Kitabı herkesin almasına gerek yok. Biriniz alın, kalanınız fotokopi çektirsin. Cilt yaptırmaz da zımbalatırsanız daha ucuza gelir, hatta bir kopya da fotokopiciye bırakırsanız bedavaya bile çektirebilirsiniz, hem ucuz hem kalitesiz olur.

Evet, düşünün ki hayattaki tüm amacınız an itibariyle mecidiyeköy’den beşiktaş’a gitmek ve hava yağmurlu. (hava yağmurlu demek mecidiyeköy-beşiktaş arasında ölümcül bir trafik var demek.) Üstelik siz 25dk’dır durakta en geç 20dk’da bir geçmesi gereken otobüsü bekliyorsunuz, parmaklarınızla hesap yapıp 25 nasıl 20′den küçük olur anlamaya çalışıyorsunuz. Tabii ki otobüs en sonunda geldi ancak şoför çılgındı. Nasıl mı anladım? Gözünden. Gözünden falan değil ya, körüğü çıkmış otobüsün. Arka taraf neredeyse iki teker üstünde gidiyor. Evet, maalesef ki ben şoförün çılgın olduğunu biraz geç farkettim. Yolcularla çılgın amca arasında geçen diyalogu aktarmak isterim ama;

- kaptan bu körükle nasıl gideceksin böyle?

+yolda çıkar belki zaten. çıkarsa devrilebilir gerçi. arkadan bir otobüs daha geliyordu, keşke ona binseydiniz.

- kaptan arka tarafta yolcular var yalnız? zaten otobüs pizza kulesi gibi olmuş.

+ evet, gördüm yolcuları. ehehehe. pizza kulesi di mi? körük çıkarsa gecikirsiniz yalnız gideceğiniz yere, keşke arkadan gelen otobüse binseydiniz.

Ya da bugün bindiğim bir şişli otobüsü konuşmalarına dönelim. Konu otobüsün durakta kapısını açmaması ve inecek olan teyzenin şoföre bağırıp durması. Ne var ki teyze ‘duracak’ düğmesine basmamış öyle kaptanın inecek olduğunu hissedip kapıyı açmasını bekliyor. Teyze indikten sonra kaptan ile muavini arasındaki konuşmalar da şöyleydi;

- oğlum teyze basmamış ki düğmeye, ben nerden bileyim. bağırıyor bir de deli.

+ abi aslında indirmeyecektin bir dahakine basmayı öğrenecekti.

- bastım diyor bir de. içinden basmıştır o. dışından basaydı burda lamba yanardı ben de kapıyı açardım.

İÇİNDEN BASMIŞTIR NE KAPTAN AMCA? seni çılgın seni.

Son günlerde toplu taşıma çok tehlikeli bir hale gelmeye başladı uyarmadı demeyin. Ayrıca anneciğim bu yazıyı okuyorsan buradaki ana fikir “araba istiyorum.” şeklindedir. Artık toplu taşınmak istemediğime karar verdim. Hem bana araba alırsak her hafta sonu pikniğe giderim, mangal yakarım ben. İyi olur bence.

Go to Top