Başak Sarıca
çok yakında dünyayı yöneticem.
çok yakında dünyayı yöneticem.
Jan 7th
Bugün blogumdaki son yazım “Öğrencinin Mutfakta Pasta Börek Derdine Son.” için modaerator‘den gelen bir yorumla heyecanlandım. Haber Türk’ten çok şık bir süpriz bekliyormuş beni. “Web Günlüğü BLOG” köşesinde Annen Kazağına Çamaşır Suyu Dökünce Ne Oluyor Merak Ettin Mi? yazımdan bir parça yayınlanmış.
İlk işim annemi aramak oldu tabii ki. Karşılaştığım tepki biraz farklıydı gerçi; ‘ben-ben-ben. rezil oldum ben.’ dedi, ‘aman, arkadaşlarımdan kimse görmesin’ diyordu 10 dakika önce telefonda konuşurken. Gerçekten de anneler insanın herşeyiymiş bunu bir kez daha farkettim, babam hakkında bir yazım çıksaydı gazeteye gezegeni yakardı sanırım canım babacığım.
Unutmadan belirteyim ki, benim üniversitemde yani Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İşletme Kulübü tarafından 3binden fazla öğrenci arasında yapılan bir anket sonucu 2009′un en başarılı gazetesi seçilmişti Haber Türk.
Bugünki süpriz beni blog yazmam konusunda gerçekten çok cesaretlendirdi ve mutlu etti. Blog yazarlarını onlara böyle bir köşe ayırarak desteklediği ve bu köşede benim bloguma da yer verdiği için Haber Türk’e çok teşekkür ediyorum.
Jan 5th
Sabah-akşam makarna yemeye son arkadaş. Sabah kahvaltı da ‘bi börek olaydı da yiyeydik.’ sızlanmalarına da son. Akşam oturmaya kızlar geliyor diye ‘ne yapsam da etkilesem?’ derdine de son. Evde televizyon izlerken ev arkadaşından ‘bak Mustafa’nın ev arkadaşı Serhat’a, ne güzel pasta börek yapıyor. biz çayı kuru kuru içiyoruz.’ azarını yemeye de son. Ha diyelim kek, poğaça yapmaya çalıştınız; mutfağın heryerini un etmeye, dağ gibi bulaşık çıkarmaya, kabardı kabarmadı diye strese girmeye de son. Alayına son valla.
Şimdi size dünyanın en yerinde buluşundan bahsediyorum, dikkatli okuyun burayı. MİLFÖY. Her yerde kolaylıkla bulabilirsiniz ve belki 7bin çeşit şey yapılabilirsiniz, tatlısından tuzlusuna hem de. Nasıl derseniz; temel olarak 3 aşamadan oluşuyor bu kısım. 1-Tatlı mı Tuzlu mu? 2-Dikdörtgen mi Üçgen mi Kare mi? 3-Mutlu Son
1. Tuzlu mu Tatlı mı?
a) Tuzlu: Seçimizi bu yönde yapmış olduğunuzu düşünürsek; beyaz peylirli kaşarlı vb., sosisli salamlı vb., ıspanaklı, patatesli… Hayal gücünüzle sınırlıyabiliriz sanırım bunları, üstelik beğendiğiniz ne varsa karıştırıp daha orjinal hale de getirebilirsiniz, denedim bir şey olmuyor. Kaşar peyniri ve sosis-salam soğuduğunda biraz değişik olabiliyorlar aslında ama diğerlerini bolca yapıp hem sabah kahvaltıda hem akşam çayın yanında yeme şansınız var.
b)Tatlı: Size tavsiyem bir kavanoz nutella almanız aslında. Yok derseniz; çukulata, fındık-fıstık ezmesi, meyveli içler de olur. Milföy, hamur olarak tatlı ya da tuzlu bir tada sahip olmadığı için çukulatalı vb. içlerle de gerçekten çok lezzetli oluyor. bir tatlı kaşığı ile kenarları kapanacak şekilde içi doldurmanız yeterli. Kenarları kapanmazsa eriyen çukulata veya fındık-fıstık ezmesi tepsinize yayılıp sizi hayattan soğutabilir.
2. Dikdörtgen mi Üçgen mi Kare mi?
Son olarak şekil açısından karar verin. Malumunuz kara şeklinde parçalar bunlar. İster bu kareyi ikiye katlayıp dökdörtgen bir şekil elde edin, isterseniz yine bu kare şekilden karşılıklı iki kenarı birleştirerek bir üçgen elde edin. Milföy hamurunun kabarması sebebiyle yemenin kolaylaşması için benim favorim kare parçalar. Önce büyük kare parçayı ikiye bölüp iki dikdötgen parça yapın ve sonra da içlerini doldurup bu dikdötgenleri ikiye kıvırın.
3-Mutlu Son
Bu iki kısmı tamamladığınızda muhtemelen üşeneceğiniz ufak bir noktaya gelirsiniz. Tuzluysa yumurta sarısı sürüp susam ya da çörek otu koyma, tatlıysa piştikten sonra pudra şekeri serpme. Bundan daha önemli bir noktaya gelirsek ‘kaç derecede kaç dakika’ sorusuna benim vereceğim anlamlı bir cevap yok. Henüz hiç önceden ısıtılmış 200 derecelik fırında 25 dakika pişirmedim herhangi bir şeyi. Keklerim bu yüzden de kabarmıyor olabilir tabii, neyse. Siz paketin arkasında bu konuda verilmiş bilgiyi kullanın derim ben.
Son olarak; Anneler de yapabilir. Annem bunu duyduğunda şaşırmıştı neden ben düşünemedim diye, umarım hala buraya nasıl yorum yazabileceğini bilmiyordur. Seni Seviyorum Anneciğim.
Dipçik Notçuğu; ‘Bizim fırınımız yok, biz ne yapalım?’ diyen öğrenci arkadaşlarım da gidip kendilerine fırın alsın. Yoksa makarna yiyin derdim ama fırın yoksa fırında makarna bile yapamazsınız.
Dec 25th
olurdu ki?
B: Kimse balkonda uyuyamazdı mesela bence. Sabah Mısır’da falan uyanma ihtimalin var sonuçta, rüzgar ne yöne eserse artık.
A: Vize derdi kalmazdı yani.
C: Kuşlar gibi olurduk aslında, güzel olabilirdi, istediğimiz her yere gidebilirdik.
B: Su içerken her defasında üstüme dökme derdim olmazdı en azından.
B:Yine de ben hala Mısır’da uyanma kısmındayım. Annem bir yere gitmeyeyim diye beni yatağa bağlayabilir sonuçta.
A: Yatak nerde olacak o durumda?
C: Kediler falan da uçabilirdi mesela o durumda. Kedilerle birlikte uçardık.
B: Eğlenceli bildiğin.
A: Timsahlar da uçardı ama. Ozaman eğlenceli olmazdı ama işte. Her yer lacoste olurdu.
B: Besin zincirinin parçası olmak da önemli aslında.
C: Yer çekimi baya hoş bence.
Dec 23rd
22 Aralık Salı akşamı ‘Zombieland‘ özel gösterimindeydik. Ben oldukça taze bir blog yazarı olduğum içindir sanırım Berna Mutlu Aytekin‘in davetiyesini bana devretmesi üzerine bu özel gösterime katılma şansı yakaladım. Kendisine öncelikle gösterime katılamama sebebi olan hastalığı için geçmiş olsun diyorum, sonra da kendisine ve küçük sevimli mikroplarına teşekkür ediyorum. Hasta olduğuna sevinmedim tabii ama gösterime katılmamda o mikropların payı büyüktür, emeğe saygı bir yerde.
Filme gelecek olursak, tipik zombi filmlerinden biraz daha fazlası vardı filmde. Dünya üzerinde kalmış muhtemelen son 4 insanın bir araya gelmesini anlatıyor. Genel film klasiklerine gerekli saygı gösterilmiş, tüm klişelerle bir bir dalga geçilmiş. Ayrıca film sizi tipik zombiler nasıl ortaya çıkıyor, dünyayı kurtarmak için ne yapılmalı vb. sorularla uğraştırmıyor, insanların %99.99′u çoktan zombi olmuş zaten.
Konuyla ilgili tek açıklama deli dana hastalığının ortaya çıktığı, sonra deli dana hastalığının deli insan hastalığına, bu hastalığın da deli zombi hastalığına dönüştüğü yönünde. Merak etmeyin ama film de böyle bir durum başınıza gelirse hayatta kalmak için uymanız gereken kurallardan da bahsediliyor, uymazsanız neler olacağı da şekiller üzerinde gösteriliyor. Eğitici tarafları da var yani. 88dk kesinlikle duvarların üstünüze geldiğini düşünmeden gerçek anlamda eğlenerek izleyebileceğiniz bir film. IMDB‘den aldığı 8.0 puanı da gerçekten hakettiğini söyleyebilirim, vakit ayırabilirseniz mutlaka sinemada izleyin. Ve unutmayın önce şişmanlar gider!
dipçik notçuğu: palyaçolara çok ama çok dikkat edin!
Dec 7th
Temel olarak evde kavga çıkıyor, bunun farkındayım. Yeni bir şey alıyorsunuz daha giyemeden anneniz odanıza gelip hüzünlü bir ifadeyle ne yaptığını anlatıyor. Sonrası genelde komşuların da tanık olduğu bir bağrışma ve annenizin ‘tamam parası neyse vereyim git yenisini al’ şeklinde asla gerçekleşmeyen vaadi. Neden döktüklerini de merak ettim yıllarca ama makul açıklamalar bulamadım bunun için. Sadece döküyor ve özür diliyorlar. Ben de dökünce ne oluyor, o kazak neden beyazlıyor bari bunu öğreneyim dedim.
Genel olarak çamaşır suyunun oksidasyon yoluyla çamaşırların rengini çıkardığını ya da açtığını biliyoruz. Benim merakım bunu nasıl yaptığı konusunda. Çok kimya bilgisi gerektirmeyen bir açıklama aradım kendime, buldum da sayılır. Şöyle ki kıyafetlerimizin renkli görünmesini sağlayan boyalar en basit bakış açısıyla renk yapıcılardan, bu renk yapıcılar da moleküllerden oluşuyormuş. Bu moleküllerde de karbon veya oksijen atomları çift bağa sahipmiş, bu şekilde gün ışığını soğurabiliyorlarmış. Benim anladığım kadarıyla da bu bağların kırılması kumaşın renksiz görünmesine yol açmaktaymış. Genel olarak da iki durumu varmış bu işin; bağlardan birinin kırılması, bağın tamamen kırılması. Oksitleyici çamaşır suları rengi oluşturan kimyasal bağın tamamen parçalanmasına sebep olup ya renk yapıcıyı tamamen yok ediyor ya da renk yapıcıyı ışığı soğurmayan bir yeni bir renk yapıcı haline getiriyormuş. İndirgeyici çamaşır suları ise çift bağı tek bağa dönüştürerek renk yapıcının ışığı soğurma yeteneğini yok ediyormuş.
Ayrıca çamaşır suyu sadece annelerimiz kıyafetlerimizi döksün diye var olmamış. Temizlik konusunda oldukça etkili olduğu için bulaşıcı hastalıklar konusunda hatta su arıtımında bile kullanılmaktaymış. Annem kıyafetlerimden uzak tuttuğu sürece faydalı olduğunu düşünebilirim, evet. Ben bunları öğrendim, yanlışım varsa düzeltin bence doğrusunu öğreneyim. Bir de yanlışım varsa düzeltirken en azından merak edip araştırdığımı takdir edin, aramız bozulmasın.
Kaynak: http://www.kimyaturk.net/